ünal's profileÜnal Çulcu: "Gülüşümde B...PhotosBlogListsMore Tools Help

Ünal Çulcu: "Gülüşümde Bile Hüzün Var Benim..."

Sapan Taşlarının Yanında Füze, Başka Alemlerle Farkımız Bizim © 2009 Niğde

ünal çulcu

Occupation
Location

Video

 

Bir gece ansızın gelebiliriz!

'Bir gece ansızın gelebiliriz'

NAMIK DURUKAN Milliyet Ankara

Alperen Ocakları Kayseri İl Başkanlığı tarafından DTP milletvekillerine, bazı ülkelerin sınırdaki kentlerini de içine alan Türk Bayrağı ve Atatürk'ün asker üniformalı resminin de bulunduğu Türkiye haritası gönderildi. Haritada, "Bir gece ansızın gelebiliriz" tehdit yazısına da yer verildi.

Alperen Ocakları Kayseri İl Başkanlığı tarafından DTP milletvekillerine gönderilen mektubu, posta kanalıyla odalarına ulaştırıldı. Mektubu açan milletvekilleri, diğer ülkelerin bazı bölgelerini de içine alan büyük "Misak-ı Milli" haritası ile karşılaştı. Haritanın üzerinde, mevcut milli sınırların dışında; Kürtlerin denetiminde bulunan Kuzey Irak'ın Erbil, Musul ve Kerkük, Suriye'nin Halep, Azerbaycan’ın Nahcivan Özerk Bölgesi, Gürcistan’ın Batum, Bulgaristan’ın Varna ve Kırcaali, Yunanistan’ın Selanik kenti ile Rodos adası, Kıbrıs’ın ise tamamı Türkiye haritası içerisinde gösterildi. Türkiye'nin komuşuları arasında bulunan Ermenistan'ın adı ise haritadan çıkarıldı.

'Unutturmayacağız'


"Alperen Ocakları Kayseri" yazan haritada büyük puntolarla "Bir Gece Ansızın Gelebiliriz" yazısı yer aldı. Kırmızı renkli haritanın altında ise, "Misak-ı Milli sınırlarını unutmayacağız, unutturmayacağız" ifadesine yer verildi. Kendilerine gönderilen haritalı, bayraklı mektubun tehdit amaçlı olduğunu belirten DTP'li milletvekilleri, görüş belirtmek istemedi. Bazı milletvekilleri yorumda bulunmaları halinde Alperenler'in muhatap kabul edilmiş olacağını, bazı milletvekilleri de benzer yüzlerce tehdit aldıklarını ve hedef gösterildiklerini ifade ederek, suç duyurusu yapılmasının yerinde olacağını vurguladı. İsmini vermek istemeyen bir milletvekili ise benzer bazı olaylar nedeniyle açılan tazminat davalarının kazanıldığına dikkati çekerek, "Kazanılan paralarla partiye gelir sağlayabiliriz" dedi.

İlk tehdit değil
DTP Genel Merkezi önünde bayrak eylemi yapan Alperen Ocakları, DTP’nin Kürtçeye duyarlılık kazandırmak amacıyla düzenlediği "anadil kampanyası"nı protesto amacıyla bir süre önce parti genel merkezine bayrak ve Türkçe sözlük göndermişti. Alperenler'in, partiye, tehdit içeren mektuplar gönderdiği de belirtilmişti. Sakarya’da geçen yıl bir düğün salonunda DTP’lilere yönelik gerçekleştirilen linç girişiminden Alperenler sorumlu tutulmuştu.

ALPEREN OCAKLARI KAYSERİ İL BAŞKANI: TEHDİT YOK UYARI VAR

Alperen Ocakları Kayseri İl Başkanı Yaşar Bekir Bekir Soğuman, DPT milletvekilleri ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye başkanı Osman Baydemir'e Türkiye haritası göndermesinin amacının tehdit değil, tepki olduğunu söyledi. Soğuman " Gönderdiğimiz Harita, Ulu önder Atatürk'ün 1920 yılında çizdiği Misak'ı Milli sınırlarını içermektedir"dedi

Yaşar Bekir Soğuman, bundan bir hafta önce Alperen Ocakları Kayseri İl Başkanlığı olarak Türk bayrakları altında eylem yaptıklarını, ardından da DPT milletvekillerine,Türkiye'nin bölünmezliğine ilişkin ikide bir Türkiye haritası içinde yer alan bölgeleri Kürdistan olarark nitelendirmelerine tepki duydukları bunu yaptıklarını söyledi. Soğuman " A 5 ebadında Atatürk'ün Misaki milli sınırlarını gösteren 1920 yılındaki haritasını DTP milletvekillerine ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'e gönderdik. Bu bir demokratik tepkidir. Tehdit değildir. Atatürk'ün çizdiği sınırları kendilerine hatırlattık. PTT'den gönderdiğimiz bu mektuplarda Misak-ı Milli sınırları gösterilmiştir." şeklinde konuştu

--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Fwd: [namaz en büyük zamandır] ***ADAB_I MUAŞERET***



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Laedri dost <dosta333@gmail.com>
Tarih: 09 Haziran 2009 Salı 01:13
Konu: [namaz en büyük zamandır] ***ADAB_I MUAŞERET***
Kime:





İslâm’da Adab-ı Muaşeret

Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalpli olmak.

Herkesle güzel şekilde görüşmek, insanlara eziyet vermekten kaçınmak.

İnsanların eziyetlerine katlanmak, kötülüğe karşı iyilik yapmak.

Dargınlığa hemen son vermek.

Dargınların arasını düzeltmeye çalışmak.

İnsanların kusurlarını araştırmamak ve yaymamak, aksine örtmeye çalışmak.

Dostları arkalarından savunmak.

İnsanların kalplerini kötü zandan korumak için sakıncalı yerlerden uzak durmak.

Değişik halk kesimleri ile makamlarına göre sohbet edip ilişki kurmak.

Yaşlılara hürmet, çocuklara, düşkünlere merhamet ve şefkat göstermek.

Hayırsever olmak, yardım etmek, arka çıkmak.

Selâm vermek.

El sıkışmak (musafaha).

Teşmitte bulunmak; aksıran için hayır ve bereket istemek.

Toplantılarda temiz bulunmak ve edebe uygun davranmak.

Dostları ziyaret etmek.

Davetlere icabet etmek.

Saygı için ayağa kalkmak.

Değerli zatların ellerini öpmek.

Komşuluk haklarını gözetmek.

Hastaları ziyaret etmek.

Cenazeleri teşyi etmek (uğurlamak).

Müslümanların mezarlarını ziyaret etmek.
 
 
Adab-ı Muaşereti Öğreten Sure

Müminlerinşanına ve adına layık olan edep ve terbiye esaslarını ihtiva etmesimünasebetiyle Hucurat suresi, bazı müfessirler tarafından “ahlâk veadab suresi” olarak nitelendirilir.

Hucurat suresi, toplumhayatında müslüman ferdin davranışlarını düzenlemeye dair ahlâkîhükümleri içerir. Sure, Allah Tealâ’nın dinine, Rasulü’ne (sav), O’nunyanında konuşma adabına, dedikodulara kulak asmamaya, duyulan haberitahkik etmeye, küskünlerin arasını bulmaya, alay ve hakaret etmemeye,suizandan sakınmaya, gıybetten kaçınmaya, tecessüs etmemeye, yani gizlihalleri araştırmamaya dair ayetlerden oluşur.

Hucurat suresi,insanın Allah’a ve Rasulüne (sav) itaat ve teslimiyetinden aile yaşamındauyulması gereken kurallara, yalan söylemenin çirkinliğinden birey vetoplumsal yaşama sirayet eden temizlik ve titizliğe, israf konusundanmüslümanlar arasındaki selamlaşma, doğru iletişim ve yeme içme adabınakadar hayatın her alanında en ince ayrıntısına kadar uyulması gerekengörgü kuralları getirmiştir.

-- 



--
Bana ulaşmak için: dosta333@gmail.com

http://hbayhan.blogspot.com/
http://guzelyazilar-laedri.blogspot.com/
Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa
Rabbine dönüp:
“Benim çok büyük bir derdim var”
deme!
Derdine dönüp:
“Benim çok büyük bir Rabbim var”
de!

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
                        Allahümme inneke afüvvün tuhibbul affe fağfuanna.
    (.......YA RAB sen affedicisin, affetmeyi seversin, ne olur bizleri de affet.......)
'''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''

Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "namaz
en büyük zamandir" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın :
namaz-en-buyuk-zamandir@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin:
namaz-en-buyuk-zamandir-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için,
http://groups.google.com.tr/group/namaz-en-buyuk-zamandir?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---




--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Fwd: [namaz en büyük zamandır] 3000 Yılının Hayalleri... :)



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Ahmet ADANUR <ahmetadanur@gmail.com>
Tarih: 09 Haziran 2009 Salı 09:41
Konu: [namaz en büyük zamandır] 3000 Yılının Hayalleri... :)
Kime: -AhmetADANUR- <-AhmetADANUR-@googlegroups.com>, Adanur Zaman Okulu Grubu <AdZO@googlegroups.com>, Düşün Grubu <hekimcoskun@googlegroups.com>, Düşünce Platformu Grubu <dusunceplatformu@googlegroups.com>, Grup Life <gruplife@googlegroups.com>, Gülistanbul Grubu <vuslatgulistanbul@googlegroups.com>, "irfanmektebi@hotmail.com Grubu" <irfanmektebi@googlegroups.com>, Namaz En Büyük Zamandır Grubu <namaz-en-buyuk-zamandir@googlegroups.com>, "Sen de Yaz Grubu..." <sende-yaz@googlegroups.com>, Özdil Sevgi Grubu <Ozdil-Sevgi-Grubu@googlegroups.com>


3000 Yılının Hayalleri... :)



 
3000 yılında özel makinalar siz hastalandığınızda akan burnunuzu temizleyecekler.



3000 yılında eğer bilgisayara küfür yazarsanız bilgisayarınız sizi cezalandıracak.



3000 yılında siz çantanızı değil çantanız sizi taşıyacak



3000 yılında spor yapmanız kolaylaşacak



3000 yılında saçınızı sakalınızı kolayca kesebileceksiniz



makyaj yapması çok daha kolay olacak.



3000 yılında 4 bacaklı pantolonlar sayesinde istediğiniz yerde oturabileceksiniz.



3000 yılında okullar benzinden tasarruf etmek için otobüs şöförlerini sirk çalışanlarıyla değiştirecekler.



3000 yılında sporcular o kadar çok para kazanacak ki kendileri için oynamaları için birilerini çalıştıracaklar.



3000 yılında klozette küçük oynamalar sayesinde evin içinde sörf yapabileceksiniz.


  
 
 
 
Sinir küpü olduysanız...

Yada kötü bir gün geçiriyorsaniz...

Ve de ilk gördügünüz kişiye girişmek istiyorsanız...


 
 
 
Hande mi yener Funda mı arar Seray mı sever. Bu üçüne önce Nejat  işler sonra da Ahmet  çakar. Bu geyik Celal'i bayar bu geyiğe dayanamayan Ferhat  göçer yıllar sonra bunlar  tarih olur o  tarihi de Gönül yazar Mehmet  okur. Bu mesajı 10 kişiye gönderirsen dileklerin kabul olur.
Buna da anca Kadir inanır. :))))





--
Ahmet ADANUR'un kişisel tanıtım bilgilerine   http://ahmetadanur.ile.biz/   adresinden ulaşabilirsiniz.

Yalnızca sosyal içerikli, ortalama günde bir mesaj almak ya da göndermek istiyorsanız, http://groups.google.com.tr/group/-AhmetADANUR- adresinden ulaşabileceğiniz AhmetADANUR Grubuna üye olunuz.

Mesaj hakkındaki dilek ve şikayetlerinizi lütfen ahmetadanur@gmail.com adresine bildiriniz.

Garip Yolcu Grubu için http://groups.google.com.tr/group/-GaripYolcu-?hl=tr ;
AdZO Grubu için http://groups.google.com.tr/group/AdZO ;
Ad-IQ Grubu için http://groups.google.com.tr/group/Ad-IQ?hl=tr ;
Özdil Sevgi Grubu için http://groups.google.com.tr/group/Ozdil-Sevgi-Grubu ;
Özdil’li Üniversiteliler Grubu için http://groups.google.com.tr/group/ozdilli-universiteliler  tıklayınız.

MSN görüşmeleri için lütfen ahmetadanur@gmail.com ekleyiniz...

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
                        Allahümme inneke afüvvün tuhibbul affe fağfuanna.
    (.......YA RAB sen affedicisin, affetmeyi seversin, ne olur bizleri de affet.......)
'''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''

Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "namaz
en büyük zamandir" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın :
namaz-en-buyuk-zamandir@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin:
namaz-en-buyuk-zamandir-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için,
http://groups.google.com.tr/group/namaz-en-buyuk-zamandir?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---




--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Fwd: [namaz en büyük zamandır] TÜRKÇE'DE OLİMPİYAT VE DÜNYA ŞAMPİYONUMUZ: FETHULLAH GÜLEN



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: fuat ozcelebi <fozcelebii@gmail.com>
Tarih: 09 Haziran 2009 Salı 12:11
Konu: [namaz en büyük zamandır] TÜRKÇE'DE OLİMPİYAT VE DÜNYA ŞAMPİYONUMUZ: FETHULLAH GÜLEN
Kime:


 

TÜRKÇE'DE OLİMPİYAT VE DÜNYA ŞAMPİYONUMUZ: FETHULLAH GÜLEN

 
 
Y.Bülent Bakiler

Oradaki gururumuz Fetullah Gülen hocaefendi.

Güreşte, olimpiyat ve dünya şampiyonlarımız var.

Atletizmde ve futbolda da çeşitli derecelere sahibiz. Ama Türkçe konusunda, bin yıldan beri ilk defa olimpiyat ve dünya şampiyonluğu kürsüsüne çıkıyoruz. Oradaki gururumuz Fetullah Gülen hocaefendi.
Türkiye’de bir takım kişilerin ve çevrelerin, ona nasıl büyük bir kinle düşman olduklarını çok iyi biliyorum. Bu düşmanlığın bir sebebi, onun isminin sonundaki (Hocaefendi) sıfatıdır. Hocaefendi denilince adamların aklına İslâmiyet geliyor. İslâm düşmanları, onun ismine bile tahammül edemiyorlar. Çünkü o, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın) safsatasıyla uyuyan Müslümanlardan değildir. Okuyan, araştıran, bilen, eser veren ve etrafına kendisi gibi aydınlıklar toplayan kimselerdendir. Hani ondan: Komünist Fetullah Gülen, düzenbaz - madrabaz Fetullah Gülen... diye bahsedilse, o kişilerin kılları bile kıpırdamayacaktır.

Öfkelenen kişiler, Hocaefendinin Türkçe bayrağımızı dünyanın 115 ülkesinde dalgalandırmasına da tahammül edemiyorlar. Türkiye’de Türkçemizi basit bir aşiret dili hâline getirmek için “abidik - gubidik” kelimelerle konuşanlar, yazanlar, Hocaefendinin zengin Türkçesi karşısında da ifrit kesiliyorlar. Mesela; Afrika’nın Kongo Cumhuriyeti’nden gelen 4-5 yaşlarındaki çocukların İstiklâl Marşımızın 10 kıt’asını ezbere okumalarını duyunca, görünce, öğrenince, lâiklik ve irtica edebiyatına başlıyorlar.
Dünkü yazımda da belirttiğim gibi, 624 yıllık Osmanlı devrimizde de, 77 yıllık Cumhuriyet dönemimizde de, Türkçemizi, Türkiye dışında, 115 ülkede yaymak - yaşatmak gayreti gösterilmedi. Ama şimdi, bir tek yürekli adam, yani Fetullah Gülen Hocaefendi böyle mübarek ve mukaddes bir hizmetin bayraktarı durumunda.
Onu, ömrüm boyunca daima minnetle anacağım. Çünkü Diyarbakır’ın büyük vatansever evlâdı Süleyman Nazif merhum diyor ki: Türkçe, milletimizin iskeletidir.” Çok doğru! Nasıl iskeletsiz bir insan, bir et yığını haline dönerse, dilsiz bir millet de varlığını, istiklâlini, dinini, diyanetini koruyamaz! Yok olur gider.
Şimdi şu satırları, düşünenler, anlayanlar, bilenler için yazıyorum: Bizim Amerikalılarla ilk tanışmamız 1797 yılında İzmir limanında oldu. Üç yıl sonra ABD ile Devlet-i Aliye arasında bir antlaşma imzalandı: Amerikalılara bir takım imtiyazlar verildi. O çerçeve içinde ABD, Osmanlı’daki Ermenilerin himayesini kendi üzerine aldı. Ermeni vatandaşlarımızı okutmak için Harput’ta, Sivas’ta, Kayseri’de, Van’da, Maraş’ta, Adana’da kolejler açtı.
Sonra, İstanbul’a iki Amerikalı geldi: Cyrus Hamlin ve Christoper Robert. Bunlar Rumeli Hisarı’nda Robert Kolejini kurdular ve 1863 yılında sadece dört öğrenciyle eğitime başladılar. Robert Koleji, 43 yıl içinde 8.582 kişiyi mezun etti.
Bunların 2.729’u Ermeni, 1971’i Bulgar, 2.437’si Rum, 1.427’si ise Avrupa’dan gelen Hristiyan çocuklarıydı. Robert Koleji sadece: 17 Türk öğrencisi okuttu. Onlardan da sadece biri mezun oldu: Tevfik Fikret’in oğlu Halûk. Halûk Amerika’ya giderek Papazlık mesleğini seçti. Papaz olarak yaşadı - öldü.
Robert Kolej’den mezun olan 2.729 öğrencinin bir kısmı da Amerika’ya yerleşti. Bugünkü Ermeni lobisi, Amerikalıların, bizim ülkemizdeki okullarda yetiştirdikleri Ermeni gençlerinin eserlerindendir. Bilmem anlatabildim mi efendim?


08.Haziran.2009 08:27:53
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
                        Allahümme inneke afüvvün tuhibbul affe fağfuanna.
    (.......YA RAB sen affedicisin, affetmeyi seversin, ne olur bizleri de affet.......)
'''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''

Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "namaz
en büyük zamandir" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın :
namaz-en-buyuk-zamandir@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin:
namaz-en-buyuk-zamandir-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için,
http://groups.google.com.tr/group/namaz-en-buyuk-zamandir?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---




--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Fwd: [namaz en büyük zamandır] ***bizim çocukluğumuzda..****



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Laedri dost <dosta333@gmail.com>
Tarih: 10 Haziran 2009 Çarşamba 00:40
Konu: [namaz en büyük zamandır] ***bizim çocukluğumuzda..****
Kime:


 


 
  
Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi.
Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu
 
ki.
 



En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya
 
yürüyerek gelirdik.
Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile
 
dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek
arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su
 
içerdik.
Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz 
aynı bardaktan kana kana 
içerdik.
Kısacacı evine girip gelen ( ki sadece çişi gelen giderdi evine )
 
elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.
 
Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. 
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi
kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir
bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan
çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı
alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.
 
Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin
 
camında,
temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan çocuk
 
yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl
vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz.
. 
 
Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye
hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden hep
korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği
arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür. 
 
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar? 
 
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ? 
 
Biz mi istemiştik? 
.
.Her toplum haketiği gibi yönetilir derler ya,hakettiği gibide yaşar diyelim mi ?
 
(Yazari bilinmiyor)

--



--

.

__,_._,___


 
 
 
 
 
 
 
 
 
--
Bana ulaşmak için: dosta333@gmail.com

http://hbayhan.blogspot.com/
http://guzelyazilar-laedri.blogspot.com/
Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa
Rabbine dönüp:
“Benim çok büyük bir derdim var”
deme!
Derdine dönüp:
“Benim çok büyük bir Rabbim var”
de!

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
                        Allahümme inneke afüvvün tuhibbul affe fağfuanna.
    (.......YA RAB sen affedicisin, affetmeyi seversin, ne olur bizleri de affet.......)
'''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''

Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "namaz
en büyük zamandir" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın :
namaz-en-buyuk-zamandir@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin:
namaz-en-buyuk-zamandir-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için,
http://groups.google.com.tr/group/namaz-en-buyuk-zamandir?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---




--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Fwd: [Group Royalite] aŞk ..



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: ¢єуđα gѕ <champpagne@gmail.com>
Tarih: 01 Haziran 2009 Pazartesi 12:34
Konu: [Group Royalite] aŞk ..
Kime: arizagrup <ARIZAGRUP@googlegroups.com>


 
 
 
 
_______________________________
 
bu da bonus olsun :)
 
 
 


--
αρтαℓα уαтışℓαяıм, вιℓмєz∂єη gєℓιşℓєяιм, кαяşıм∂αкιηιη уαℓαη ѕöуℓємє ρσтαηѕιуєℓιηє σℓαη мєяαкıм∂αη∂ıя... :)

тüм gяυρℓαя∂α ησмαιℓ ∂υяυмυη∂αуıм..
υℓαşмαк ιѕтєяѕєηιz α∂яєѕ вєℓℓι ..
яєкℓαмα gєяєк уσк.. ;)


--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu Mesajı Şu Gruba Üye Olduğunuz İçin Aldınız.
                    {Group Royalite} ®
======================================
GruBa e-poSta GöNdeRmEk İçiN
grouproyalite@googlegroups.com
GruPtaN aYrıLmaK İçiN
grouproyalite-unsubscribe@googlegroups.com
GrUpLa iLgiLi öNeRi SoRu vEyA sOrUnLaRıNıZ iCiN
group.royalite@gmail.com
GrUp aRşiVini oKuMaK içiN
http://groups.google.com.tr/group/grouproyalite
======================================
© 2009 Group Royalite
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---


Fwd: [Group Royalite] Yükseklik korkusu olanlar bakmasın.!



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: ¢єуđα gѕ <champpagne@gmail.com>
Tarih: 04 Haziran 2009 Perşembe 12:51
Konu: [Group Royalite] Yükseklik korkusu olanlar bakmasın.!
Kime: arizagrup <ARIZAGRUP@googlegroups.com>








 
 



 
 
 
 
 
 
 
 


--
αρтαℓα уαтışℓαяıм, вιℓмєz∂єη gєℓιşℓєяιм, кαяşıм∂αкιηιη уαℓαη ѕöуℓємє ρσтαηѕιуєℓιηє σℓαη мєяαкıм∂αη∂ıя... :)

тüм gяυρℓαя∂α ησмαιℓ ∂υяυмυη∂αуıм..
υℓαşмαк ιѕтєяѕєηιz α∂яєѕ вєℓℓι ..
яєкℓαмα gєяєк уσк.. ;)


--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu Mesajı Şu Gruba Üye Olduğunuz İçin Aldınız.
                    {Group Royalite} ®
======================================
GruBa e-poSta GöNdeRmEk İçiN
grouproyalite@googlegroups.com
GruPtaN aYrıLmaK İçiN
grouproyalite-unsubscribe@googlegroups.com
GrUpLa iLgiLi öNeRi SoRu vEyA sOrUnLaRıNıZ iCiN
group.royalite@gmail.com
GrUp aRşiVini oKuMaK içiN
http://groups.google.com.tr/group/grouproyalite
======================================
© 2009 Group Royalite
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---


"Güç ve İktidar Kavgası"

"Güç ve İktidar Kavgası" Ak Parti’li politikacıları bile rahatsız edecek ölçüde pervasız bir tavırla kadrolaşmakta olan bu cemaatin hedefi, Türkiye’nin iktidarını elde etmektir.Bu sözler Boyut Haber yazarlarından AHMET N. GÜVENER'e ait.Yazar Ahmet Güvener, Gülen grubunun amacını şu cümlelerle özetled....İşte O yazı: Gülen cemaatinin tek amacı siyasi güç ve iktidardır. Ne zaman Fethullah Gülen cemaatinin tarzını ve siyasî manevralarını eleştiren bir yazı kaleme alsak, derhal düğmeye basılmış gibi standart eleştiri ve yorumlarla karşılaşıyoruz. Ne denilmekte bu eleştiri ve yorumlarda: Nasıl olur da siz Fethullah Gülen gibi bir din alimini eleştirirsiniz? Soru kökten yanlış. İslam tarihinde görüşleri eleştirilmeyen kaç İslam alimi var acaba? Peki Fethullah Gülen hazretleri onlardan daha mı büyük? Kaldı ki biz Fethullah Gülen’i, vaazlarında naklettiği bilgilerden ötürü mü eleştiriyoruz? Gelin durumu özetleyelim: Fethullah Gülen’in başını çektiği bir cemaat, İslâmî hassasiyetlerle yıllar yılı hareket ettikten sonra belli bir güce erişmiştir. Bu süreçte, kimi siyâsî kombinasyonlar içinde bulunmuş, İslâmî hassasiyete sahip bir topluluktan ziyâde, güç peşinde bir lobi gibi hareket etmiştir. Çeşitli güç grupları arasında denge siyaseti güden cemaat bir gün, güç konusunda fazla öne çıkmış, siyasetin en tepesine tırmanmak ve iktidarı büsbütün elde etmek için atılgan bir tavır içine girmiştir. İşte cemaatin o günü, bu gündür. Fethullah Gülen ve cemaati açıkça güç mücadelesi içindedir. Bunu yaparken de, bir İslâm sûfisi gibi veyâ bir ahlakçı gibi davranmaktan ziyâde, basbayağı partizan ve militan bir tutum içindedir. Tuhaf olan şu ki, partizan ve militan tavrın dibini bulan cemaat mensupları, kendilerine yönelik her eleştiride, cennetle müjdelenmişlere özgü bir zırh arkasında olmaları gerektiği pozuna bürünüvermektedirler. Senin aradığın iktidar ve güç iken, bu gücü elde etmek için hiçbir sınır tanımadan saldırıyorsan, ben ne diye sana peygamberlerin hak ettiği saygıyı göstereyim ki? Eğer istediğin güç ve iktidarsa, bu istek için her türden manevraya girişiyorsan, ben de sana yanlış gördüğüm yerde niye eleştiri yöneltmeyeyim ki? Fethullah Gülen cemaati şu an açıkça Ak Parti’den yanadır ve bu partinin iktidarını son haddine kadar istismar etmektedir. Ak Parti’li politikacıları bile rahatsız edecek ölçüde pervasız bir tavırla kadrolaşmakta olan bu cemaatin hedefi, Türkiye’nin iktidarını elde etmektir. Fethullah Gülen cemaati, bu uğurda önlerine çıkan her engele bütün gücüyle ve ahlakî sabitelere boş vererek saldırmaktadır. Bürokraside kadrolaşan Gülen cemaati, kendilerinden olmayan herkesi yokluğa mahkûm eden bir taassup içindedirler. İslâmî hassasiyetlere sahip olan fakat Gülen’e biat etmemiş herkes, bu cemaatin ayrımcılığı karşısında şaşkınlık içindedir. Türkiye’de İslâmî cemaatler ilk kez böyle bir ayrımcı ve güç tapıncına ayarlı tavırla karşı karşıyadırlar. Gülen cemaatinin son hamlesi, Saadet Partisi ve genel başkanı Numan Kurtulmuş aleyhine kampanyalara girişmek oldu. Ortodoks Patriği’ne, Hahambaşı’sına, Süryani liderine, eski Maocu yeni Gülen’ci liberallere gösterdikleri hoşgörüyle çelişen bir öfkeyle Saadet Partisi’ne ve Numan Kurtulmuş’a saldırmaktadırlar. Sebep basit: Güç ve iktidar kavgası. Herhalde bu saldırıyı da, Asr-ı Saadet ahlakıyla telif etmezler! Sorun, Numan Kurtulmuş’un Cumhuriyet gazetesine röportaj vermesi imiş. İyi de pek muhterem cemaatçi arkadaşlar, sizin gazetenizde yer verdiğiniz her türden gayrı-millî ve Batı’cı adamdan yer kalsa da, Numan Kurtulmuş’a bir yer verseniz de, memleket aydınlansa. Üstelik anlaşılamayan şu, Ak Parti’li pek çok dostumuz bile Numan Kurtulmuş ismine sıcak bakarken, size ne oluyor? Yoksa siz, Numan Kurtulmuş’u kullanamayacağını bilen ABD’li dostlarınız adına mı kaygılanıyorsunuz? Sizin aranız daha iyidir onlarla. O ABD’li dostlarınıza deyin ki, Numan Kurtulmuş’tan ve Saadet Partisi’nden kaygılanmakta çok haklılar. Çünkü Saadet Partisi, ABD emperyalizminin ve onun yerli işbirlikçilerinin canına okumaya kararlıdır. Ha bu arada, şunu da unutmamak lazım: ABD kullandığı hiçbir gruba ve kişiye daha sonra hayat hakkı tanımamıştır. İşi bittikten sonra o grupları ve kişileri kullanıp atmıştır. Son olarak belirtmekte fayda var: ABD desteğiyle iş görmüşlere yönelen hiçbir tasfiyede taraf olmayacağımı, bu kesimden bir zaman sonra yükselmesi muhtemel “yetişin ey Müslümanlar“ çağrısına aldanmayacağımı ve bu imdat arayışına “eden bulur” diye mukabelede bulunacağımı şimdiden ilan ederim. AHMET N. GÜVENER BOYUTHABER.COM -- DaLgacı ÜnaL ÇuLcu

"Güç ve İktidar Kavgası"

"Güç ve İktidar Kavgası" Ak Parti’li politikacıları bile rahatsız edecek ölçüde pervasız bir tavırla kadrolaşmakta olan bu cemaatin hedefi, Türkiye’nin iktidarını elde etmektir.Bu sözler Boyut Haber yazarlarından AHMET N. GÜVENER'e ait.Yazar Ahmet Güvener, Gülen grubunun amacını şu cümlelerle özetled....İşte O yazı: Gülen cemaatinin tek amacı siyasi güç ve iktidardır. Ne zaman Fethullah Gülen cemaatinin tarzını ve siyasî manevralarını eleştiren bir yazı kaleme alsak, derhal düğmeye basılmış gibi standart eleştiri ve yorumlarla karşılaşıyoruz. Ne denilmekte bu eleştiri ve yorumlarda: Nasıl olur da siz Fethullah Gülen gibi bir din alimini eleştirirsiniz? Soru kökten yanlış. İslam tarihinde görüşleri eleştirilmeyen kaç İslam alimi var acaba? Peki Fethullah Gülen hazretleri onlardan daha mı büyük? Kaldı ki biz Fethullah Gülen’i, vaazlarında naklettiği bilgilerden ötürü mü eleştiriyoruz? Gelin durumu özetleyelim: Fethullah Gülen’in başını çektiği bir cemaat, İslâmî hassasiyetlerle yıllar yılı hareket ettikten sonra belli bir güce erişmiştir. Bu süreçte, kimi siyâsî kombinasyonlar içinde bulunmuş, İslâmî hassasiyete sahip bir topluluktan ziyâde, güç peşinde bir lobi gibi hareket etmiştir. Çeşitli güç grupları arasında denge siyaseti güden cemaat bir gün, güç konusunda fazla öne çıkmış, siyasetin en tepesine tırmanmak ve iktidarı büsbütün elde etmek için atılgan bir tavır içine girmiştir. İşte cemaatin o günü, bu gündür. Fethullah Gülen ve cemaati açıkça güç mücadelesi içindedir. Bunu yaparken de, bir İslâm sûfisi gibi veyâ bir ahlakçı gibi davranmaktan ziyâde, basbayağı partizan ve militan bir tutum içindedir. Tuhaf olan şu ki, partizan ve militan tavrın dibini bulan cemaat mensupları, kendilerine yönelik her eleştiride, cennetle müjdelenmişlere özgü bir zırh arkasında olmaları gerektiği pozuna bürünüvermektedirler. Senin aradığın iktidar ve güç iken, bu gücü elde etmek için hiçbir sınır tanımadan saldırıyorsan, ben ne diye sana peygamberlerin hak ettiği saygıyı göstereyim ki? Eğer istediğin güç ve iktidarsa, bu istek için her türden manevraya girişiyorsan, ben de sana yanlış gördüğüm yerde niye eleştiri yöneltmeyeyim ki? Fethullah Gülen cemaati şu an açıkça Ak Parti’den yanadır ve bu partinin iktidarını son haddine kadar istismar etmektedir. Ak Parti’li politikacıları bile rahatsız edecek ölçüde pervasız bir tavırla kadrolaşmakta olan bu cemaatin hedefi, Türkiye’nin iktidarını elde etmektir. Fethullah Gülen cemaati, bu uğurda önlerine çıkan her engele bütün gücüyle ve ahlakî sabitelere boş vererek saldırmaktadır. Bürokraside kadrolaşan Gülen cemaati, kendilerinden olmayan herkesi yokluğa mahkûm eden bir taassup içindedirler. İslâmî hassasiyetlere sahip olan fakat Gülen’e biat etmemiş herkes, bu cemaatin ayrımcılığı karşısında şaşkınlık içindedir. Türkiye’de İslâmî cemaatler ilk kez böyle bir ayrımcı ve güç tapıncına ayarlı tavırla karşı karşıyadırlar. Gülen cemaatinin son hamlesi, Saadet Partisi ve genel başkanı Numan Kurtulmuş aleyhine kampanyalara girişmek oldu. Ortodoks Patriği’ne, Hahambaşı’sına, Süryani liderine, eski Maocu yeni Gülen’ci liberallere gösterdikleri hoşgörüyle çelişen bir öfkeyle Saadet Partisi’ne ve Numan Kurtulmuş’a saldırmaktadırlar. Sebep basit: Güç ve iktidar kavgası. Herhalde bu saldırıyı da, Asr-ı Saadet ahlakıyla telif etmezler! Sorun, Numan Kurtulmuş’un Cumhuriyet gazetesine röportaj vermesi imiş. İyi de pek muhterem cemaatçi arkadaşlar, sizin gazetenizde yer verdiğiniz her türden gayrı-millî ve Batı’cı adamdan yer kalsa da, Numan Kurtulmuş’a bir yer verseniz de, memleket aydınlansa. Üstelik anlaşılamayan şu, Ak Parti’li pek çok dostumuz bile Numan Kurtulmuş ismine sıcak bakarken, size ne oluyor? Yoksa siz, Numan Kurtulmuş’u kullanamayacağını bilen ABD’li dostlarınız adına mı kaygılanıyorsunuz? Sizin aranız daha iyidir onlarla. O ABD’li dostlarınıza deyin ki, Numan Kurtulmuş’tan ve Saadet Partisi’nden kaygılanmakta çok haklılar. Çünkü Saadet Partisi, ABD emperyalizminin ve onun yerli işbirlikçilerinin canına okumaya kararlıdır. Ha bu arada, şunu da unutmamak lazım: ABD kullandığı hiçbir gruba ve kişiye daha sonra hayat hakkı tanımamıştır. İşi bittikten sonra o grupları ve kişileri kullanıp atmıştır. Son olarak belirtmekte fayda var: ABD desteğiyle iş görmüşlere yönelen hiçbir tasfiyede taraf olmayacağımı, bu kesimden bir zaman sonra yükselmesi muhtemel “yetişin ey Müslümanlar“ çağrısına aldanmayacağımı ve bu imdat arayışına “eden bulur” diye mukabelede bulunacağımı şimdiden ilan ederim. AHMET N. GÜVENER BOYUTHABER.COM -- DaLgacı ÜnaL ÇuLcu

MHP'den hükümete sert tepki: İhanet yasasını geri çek

MHP'den hükümete sert tepki: İhanet yasasını geri çek

ANKA

MHP, Meclis Genel Kurulu’nda dün görüşülmeye başlanan Türkiye ile Suriye arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkındaki kanun tasarısını sert tepki göstererek hükümete “ihanet yasasını geri çekmesiö çağrısında bulundu. MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır “Son günlerde hükümetin himayesinde yoğunlaşan etnik bölücülük taleplerinin ‘siyasal çözüme’ kavuşturulması gayretleri ile birlikte sonu ihanete ulaşacak bir yasa ile muhatap olduğumuz endişesindeyizö dedi. Şandır mayın temizleme işinin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin işi olduğunu ve TSK’ya bırakılması gerektiğini belirterek Genel Kurul’daki tasarının geri çekilmesini istedi. Şandır, Başbakan Erdoğan’ın Bahçeli’nin sözlerine yönelik “kurusıkıö ifadesine ise “Başbakan Sayın Bahçeli’nin sözlerini anlamaya çalışsın, bu hem kendisi hem ülkenin çıkarına olacaktır" karşılığını verdi.

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Milli Savunma Komisyonu üyeleri İzmir Milletvekili Erdal Sipahi, Sakarya Milletvekili Münir Kutluata ve Antalya Milletvekili Mehmet Günal’la birlikte Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, dün Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanan Türkiye ile Suriye arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın temizleme faaliyetleri ile ihale işlemleri hakkındaki kanun tasarısı hakkında değerlendirmelerde bulundu. Sözkonusu yasa ile getirilmek istenen hususların Türkiye’nin güvenliği geleceği açısından tehlike teşkil ettiğini ifade eden Şandır, tasarının bu haliyle kabul edilmesi durumunda yüzbinlerce dekar verimli tarım arazisinin bir yabancı kuruluşun kontrolüne geçeceğini kaydetti.

Şandır, “Türkiye ile Suriye sınırında uluslar arası piyasalarda hisseleri satılabilen yabancı kimlikli bir tampon bölge oluşturulması mümkün olacaktır. Avrupa Birliği’nin Katılım Ortaklığı Belgesinde istediği sınırların ortak kontrolü hususu ve yabancılara tarım arazileri dahil satışın kolaylaştırıldığı ve bundan faydalanarak GAP bölgesinden büyük miktarda arazi satın alan yabancı yatırımcıların olduğu iddiaları ile bu kanunla getirilmek istenen hususlar birlikte düşünülecek olursa son günlerde hükümetin himayesinde yoğunlaşan etnik bölücülük taleplerinin ‘siyasal çözüme’ kavuşturulması gayretleri ile birlikte, sonu ihanete ulaşacak bir yasa ile muhatap olduğumuz endişesindeyiz" diye konuştu.

-“TASARI TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİNE AYKIRI"

Şandır, MHP olarak Türkiye ile Suriye arasındaki mayınların temizlenmesine itiraz etmediklerini ancak tasarının mevcut halinin Türkiye’nin güvenliğine aykırı olduğunu söyledi. Şandır, tasarıya yönelik itirazlarını “mayınların temizlenmesi karşılığında bu arazilerin kullanımının 49 yıllığına mayınları temizleyecek firmaya yap-işlet-devret modeli ile verilmesi, sakıncalar yetkili kurumlar tarafından dile getirmesine rağmen hükümetin kanunu çıkarmakta ısrar etmesiö şeklinde sıraladı.

Şandır, “Neden çok teknik bir konu olan ‘mayın temizleme işi’ ile çok değerli olan bu araziler üzerindeki ‘organik tarım yapmak işi’ için bir firma aranmaktadır? Aynı işi birlikte yapan firma var mıdır? Dünyada kaç tanedir ve hangi ülkelere aittir? İhalenin bu şekilde yapılmasındaki ısrarın sebebi nedir? Türkiye ile Suriye arasında bir başka ülkeye ait bir firmanın 40 yıllık kontrolünde bir toprak parçasının varlığı bir güvenlik sorunu oluşturmaz mı? Bu arazinin altındaki varlıkların petrol veya madenlerin işletilmesi hususu ülkemiz açısından problem olmayacak mı? Bu ihaleyi alması muhtemel İsrail veya Amerikalı firmaların bu araziler üzerindeki tasarruf hakkı Türkiye ile Suriye için ve bölge barışı için bir tehdit oluşturmayacak mı? Bu araziler neden tarımla uğraşan vatandaşlarımıza kiralanmıyor?ö sorularını yöneltti.

-“TASARININ GERİ ÇEKİLMESİNİ İSTİYORUZ"
Genel Kurul’da görüşülen tasarının masum olmadığını belirten Şandır, Türkiye’de hem mayın temizleme hem de organik tarım işini yapacak bir firma bulunmadığını belirtti. Tasarıyı “Adrese teslim kanunuö olarak nitelendiren Şandır şöyle konuştu:
öTasarı bu haliyle milli güvenlik ve uluslar arası ilişkin açısından sakıncalı hususlar içermektedir. Ayrıca Danıştay’ın iptal kararında da belirttiği gibi ‘mayının temizlenmesi faaliyetinin satın alınması ile temizlenen arazilerin tarımsal amaçlı kullandırılması işinin aynı ihalede birleştirilmesi durumunda, söz konusu ihtiyaçların en iyi şekilde ve uygun şartlarla karşılanması’ mümkün değildir. Mayın temizleme işinin maliyetindeki belirsizlikler ve Suriye sınırı dışındaki bölgelerde de temizlenmesi gereken mayınlı alanların bulunduğu dikkate alındığında mayın temizleme işinin Genelkurmay Başkanlığınca yapılması ve bunun için gerekli teçhizatın alınması gerekli ödeneğin tahsis edilmesi, bunun mümkün olmaması halinde ise temizleme işinin ayrı ihale edilmesi ve temizlenen alanlarda devletin daha sonra özel projeler hazırlayarak kullanıma açmasının daha uygun olduğunu düşünüyoruz. Güvenliğin temini Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görevidir, mayın temizleme işi de ticaretle değil güvenlikle ilgili bir konudur. Bu nedenle mayın temizleme işi Genelkurmay’a bırakılmalıdır. Aksi, gaflet ötesi bir davranış olur. Yeni bir ihanet yasası mı diye soruyoruz ve tasarının geri çekilmesini istiyoruz."

-“SÖZKONUSU ALAN ÖLÜ MAYIN TARLASI"

Basın toplantısında İzmir Milletvekili ve Milli Savunma Komisyonu üyesi Erdal Sipahi ise, bölgede mayınların nasıl döşendiğini ve nasıl temizleneceğini en iyi bilen kurumun TSK olduğunu belirterek, Milli Savunma Komisyonu’nda ısrarla ‘TSK’nın mayın temizleme işini yapmak istemediği’nin söylediğini kaydetti. TSK’dan bu konuda resmi bir beyan olmadığına dikkat çeken Sipahi, 2004-2005 yıllarında, bölgede mayın temizleme işi yapan bir subay tarafından kendilerine gönderilen bir yazıyı da okudu. Mayın temizleme işinin o günlerde el ile ve eski teknolojiye sahip dedektörle yapıldığını belirten Sipahi, temizleme işi sırasında ise sözkonusu alanın ‘ölü mayın tarlası’ olduğunun anlaşıldığını söyledi.

TSK’nın her türlü modern tekniğe sahip olduğunu ve mayın temizleme işini yapabileceğini ifade eden Sipahi, “Bu tasarı her şeyden önce yasak bölge kanununa aykırı, buraya yabancıların değil girmesi, uzaktan fotoğraf çekmesi bile yasak. Milli Savunma Bakanlığı 11 Şubat 2008’de başbakanlığa yazı yazdı ve aynı endişeleri dile getirdi. Şimdi ne değişti de bu alanın yabancılara peşkeş çekilmesine karar verildi. Biz mayınların temizlenmesine değil sınır güvenliğinin yabancılara peşkeş çekilmesine karşıyız" diye konuştu.

-“O ZAMAN TEMİZLENMESİNö-

Toplantıda Sakarya Milletvekili Münir Kutluata da tasarı ile “mayınları temizlesin yarım yüzyıl toprakları kullansın’ denildiğini belirterek “O zaman temizlenmesin.ödedi. Tasarıda ‘hem mayın temizlemeyi hem tarımı bileceksin, organik tarım yapacaksın ama hobin mayın temizleme olacak’ deniliyor. Maliyetinin ne olacağı belli olmayan bir ihale, altında bir şey arıyor değiliz ancak bunları kimin önüne koyarsanız koyun kuşku duyarö diye konuştu.

-“BAŞBAKAN BAHÇELİ’NİN SÖZLERİNİ ANLAMAYA ÇALIŞSINö-

Basın toplantısında MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır bir gazetecinin Başbakan Erdoğan’ın MHP Genel başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik ‘kurusıkı atıyor’ ifadesine ilişkin sorusunu yanıtladı. Şandır “MHP kurusıkı atmıyor, Başbakan Sayın Bahçeli’nin söylediklerini anlamaya çalışsın. Bu hem kendisi hem ülkenin çıkarına olacaktır" dedi



--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Fwd: (anadoluhaber) Kafamı bozma bak!



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Mahcup İnsan <kayaka2@gmail.com>
Tarih: 14 Mayıs 2009 Perşembe 18:32
Konu: (anadoluhaber) Kafamı bozma bak!
Kime:


Adam sırtını Kabeye vermiş, ayaklarını uzatmış, tavaf edenlere aldırmadan öylece kestirmektedir. İlk gördüğünde dikkatini çekmiş ama ben tekrar gelene kadar uyanır, toparlanır düşüncesiyle bir şey dememiştir.

İkinci defa dengine geldiğinde hala aynı vaziyette olduğunu görüp sinirlenir. Ayağıyla, ayağına dokunarak,
-Kalk birader, burada böylece yatılır mı!
diye uyarır. Adam tek gözünü kayıtsızca açar, tekrar kapatıp uykusuna devam eder.

Üçüncü görüşte yine sereserpe yattığını anlayınca bizimki daha fazla sinirlenerek,
-Utanmıyor musun, bunca millete saygısızlık etmeye! Bari biraz toparlan!
diyerek azarlar. Adam bu sefer iki gözünü açar ama sanki bir sinek kovuyormuş gibi basit bir hareketle bizimkini savıp uykuya dalar.

Heyhat, bizimki aynı noktaya yine geldiğinde adamın vaziyeti değişmemiştir. Artık daha fazla sabredecek hali kalmamıştır. Yerde boylu boyunca uzanana bir tepik atar. Adam can havliyle uyanınca da,
-Burası Allah'ın evidir. Bu insanlar da O'na ibadet ediyorlar. Senin yaptığın hem O'na hem de O'nun kullarına saygısızlıktır. Uyuyacaksan başka yere git!
diyerek içindekini boşaltır.
Uyandırıldığı için kızgın olan adam, ayağa kalkmadan hafifçe doğrulur ve der ki:
-Kafamı bozma bak, şimdi bu kadar millete senin Hızır olduğunu haykırırsam görürsün gününü! İşine bak sen!

Hızır(as) bütün şaşkınlığıyla koynundan bir liste çıkarır ve uzun uzadıya inceler. Hayret bu listenin içinde adamın adı yoktur. Allah'a yönelir ve der ki:
-Allahım, bana verdiğin listede bu adamın adı yok. Halbuki normal biri olmadığı anlaşılıyor, bunun hikmeti nedir?
Şu cevabı alır:
"Sana verdiğim liste, beni sevenlerin listesidir. Halbuki o adam, benim sevdiklerimdendir ve onun adı sadece bendedir."


İktibas eylendi.

--
   www.kizilay.org.tr
   www.kimseyokmu.org.tr
   www.denizfeneri.org.tr
   www.ihh.org.tr
   www.cansuyu.org

"Bazen bir kuyuya benziyor hayat; kör, pis, zehirli bir kuyuya. Boğuluyorum, ölüme koşacak mecalim kalmıyor, kimseyi görmüyor gözüm. Sevdiklerim yabancılaşıyor. Kitaplar tuğla oluveriyor birden. Dostlarımın sesini tanımıyorum. Varlığım bir tele asılıyor. Bir kâbus bu, bir hastalık. Gözlerimi kaybettikten sonra bu kuyuya sık sık düştüm... İstediğini yapamamak, sakatlığımdan doğan bir aciz"

Cemil Meriç

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---




--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Fwd: (anadoluhaber) Bir Ayyaşın Akıbeti



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Mahcup İnsan <kayaka2@gmail.com>
Tarih: 14 Mayıs 2009 Perşembe 18:33
Konu: (anadoluhaber) Bir Ayyaşın Akıbeti
Kime:


Bir Ayyaşın Akıbeti

İçki düşkünü bir adam kafadarlarını toplamış, hizmetçi kölesine de dört dirhem para vererek, mezelik meyveler alması için çarşıya gitmesini emretmişti. Hizmetçi giderken, Vaiz Mansur ibn Ammarın (ö.225/840) bulunduğu yere uğramıştı. Mansur bir fakir için bir şeyler istiyor ve şöyle diyordu:Kim bana dört dirhem verirse, ona dört dua edivereceğim.

Hizmetçi çocuk da dua almak için elindeki dört dirhemi ona veriverdi. Mansur sordu: Sana nasıl dua etmemi istersin? Çocuk dedi ki: Efendimin köleliğinden kurtulmak istiyorum. Adam ona dua ettikten sonra: Öbürü nedir? dedi. Sana verdiğim paranın yerine Allahın bana para vermesi. dedi. Onun için de dua etti ve Öbürü neydi? dedi. Allah efendime günahından tevbe nasip etsin. cevabını alınca bunun için de dua etti. Dördüncü arzun nedir? dedi. Hizmetçi: Allah beni, efendimi, seni ve efendimin yanındaki topluluğu affeylesin. dedi. Vaiz Mansur bunun için de dua etti.

Sonra hizmetçi dönüp efendisine geldi. O da: Niçin geç kaldın? diye söylendi. Hizmetçi başından geçenleri anlattı. İçkici adam sordu: Önce ne diye dua etti? Hizmetçi dedi ki: Kendim için kölelikten azat olma duasını istemiştim. Adam: Haydi git, bundan sonra sen serbestsin. dedi. İkincisi neydi? deyince: Dört dirhem para yerine Allahın bana para vermesini dilemiştim. cevabını aldı. Adam: Sana dört dirhem yerine dört bin para. Ya üçüncü isteğin neydi? dedi. Hizmetçi de: Allahın şu işlediğin günahtan sana tevbe nasip etmesini diledim. deyince ayyaş adam: Ben bu işten artık Allah Tealâya tevbe ettim. dedi. Dördüncüsü neydi? deyince hizmetçi: Yüce Allahın seni, beni, içki arkadaşlarını ve o vaizi bağışlamasını diledim. dedi. Adam: İşte bu beni aşar. dedi.

O gece bu adam bir rüya gördü. Bir ses ona şöyle diyordu: Sen kendine düşeni yaptın. Ben de bana ait olanı yapmam mı zannettin? Ben seni de, hizmetçiyi de, Mansur b. Ammarı da, o meclisteki arkadaşlarını da affettim. Ben merhametlilerin en merhametlisiyim.

el-Yafiî, Ravzur-Reyâhîn (Beyrut 2000), s.199; er-Risâletül-Kuşeyriyye, s.136

--
   www.kizilay.org.tr
   www.kimseyokmu.org.tr
   www.denizfeneri.org.tr
   www.ihh.org.tr
   www.cansuyu.org

"Bazen bir kuyuya benziyor hayat; kör, pis, zehirli bir kuyuya. Boğuluyorum, ölüme koşacak mecalim kalmıyor, kimseyi görmüyor gözüm. Sevdiklerim yabancılaşıyor. Kitaplar tuğla oluveriyor birden. Dostlarımın sesini tanımıyorum. Varlığım bir tele asılıyor. Bir kâbus bu, bir hastalık. Gözlerimi kaybettikten sonra bu kuyuya sık sık düştüm... İstediğini yapamamak, sakatlığımdan doğan bir aciz"

Cemil Meriç

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
        Bu grubun  hiç bir siyasi oluşum, parti, vakıf, örgüt, dernek veya benzeri yapılanmalarla alakası yoktur.Aynı zamanda onlara uzaklığı veya yakınlığıda bulunmamaktadır. Müslüman Anadolu İnsanının Tarafında yer alan Gerçek Vatanseverliği ilke edinmiş, Anti Emperyalist HABER BİLGİ PAYLAŞIM  STANDIDIR.."
      Grupta yayınlanan  yorum ve yazılardan yazarları sorumludur.Ayrıca harici linklerden de Anadolu Haber Günlüğü Mesul değildir...

Grup Yöneticileri Mail Adresleri Aşağıdadır
kurtulusyolu99@gmail.com
bahadirserhad@gmail.com
forevermirza@gmail.com

Bu gruba posta göndermek için, mail atın: anadoluhaber@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: anadoluhaber-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/anadoluhaber?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---




--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Duman'a 'ayet' öfkesi



Duman Grubu'nun, yeni albümdeki "Rezil" isimli parçanın şu sözlerine tepki duyanlar kampanya başlattı

Duman Grubu’nun yeni albümlerinde seslendirdiği ’Rezil’ isimli parçada İhlas suresindeki ’Lem yelid velem yuled’ ayetini, ’Lem yelid ve löp yutar’ şeklinde seslendirmesine Anadolu Gençlik Derneği tepki gösterdi. Dernek, yeni albüm sonrası ilk konserini pazartesi günü Antalya’da verecek olan müzik grubunun Antalya’ya gelmemesi için kampanya başlattı. Derneğin dünkü basın toplantısına bazı sivil toplum örgütleri de destek verdi. Kampanyada, şehrin çeşitli noktalarına afişler asılacak, www.dumaniboykot.org isimli bir internet sitesi kurulacak. Dernek Başkanı Ersan Bilgin, “Kendilerince ayet ironi ve kinaye ile karışık olarak hafife alınmıştır. Yüce Allah’ın bir ayetini böylesi bir kinaye ile değiştirme cüretinde bulunan insanların albümlerinin ilk konserini Antalyamızda verecek olması derinden üzmüştür. Açıkça Kuran-ı Kerim’e hakaret var. Böyle bir olaya sessiz kalamazdık. Duman’ın Antalya’ya gelmemesi için hukuki yolları deneyeceğiz” dedi.


--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

ZAMAN YAZARI MUTLULUĞA KAPAK AÇMIŞ!

Zaman Gazetesi hakkında bir süre önce arka kapağında tam sayfa Coca Cola Reklamı yaptığı için internet ortamında ve çeşitli basın yayın kuruluşlarında haber edilmiş ve ardından duyarlı kesimlerce bir boykot kampanyası başlatılmıştı. Başlatılan bu Boykot Kampanyası hala daha sürerken aynı günlerde Zaman Online sayfasında yazan GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU isimli Zaman yazarı Amerikan Emperyalizminin sembol markası COCA COLA'nın Mutluluğa Kapak Aç Reklamını bakın nasılda övmüş!

Yazıda ilgimizi çeken nokta "Coca Cola 123 yıldan beri hemen her zaman insanların yanında oldu" sözleri...Duygu Alptekin isimli Coca Cola yetkilisinin bu sözleri bile aslında herşeyi açığa çıkarmaktadır.COCA COLA reklamlarını bu derece övüp yere göğe sığdıramayan ve insanımızın sömürülmesi yolunda bir numaralı etken olan Reklam sektörünün de övülerek Coca Cola iç "Mutluluğa Kapak Aç" şeklinde ki bir propogandanın mümessili olan Zaman gazetesi'nin yazarı acaba Gazze ve Afganstan'da gerçekleşen katliamların farkındamı?

Gerçekten merak ediyoruz!Zaman Gazetesi Mutluluğa Kapak Açmışmıdır?

İŞTE O YAZI!

Mutluluğa kapak açanlardan mısınız?

123 yıldan beri neredeyse dünyanın her köşesinde şişesinden pazarlama tekniklerine, küresel reklamlarından yerellerine kadar ilgiyle izlenen, daha doğrusu 'Şimdi bakalım ne yapacaklar?' diye beklenen marka Coca Cola. Şirketin diğer markaları Fanta ve Sprite da kendi kategorilerinde iddialı. Baharla birlikte bu 3 marka topyekun pazarlama atağına geçti. Sadece reklamda değil, entegre bir kampanya ile pazara dinamizm getiren bu 3 markanın reklam kampanyaları da başladı. Henüz ekranlarda meraklandırıcı kısa versiyonu dönen yeni bir Coca Cola reklam filminden söz etmek istiyorum. Sizler belki de henüz bu neyin reklamıdır derken ben filmin tamamını izlemiş oldum. Coca Cola Türkiye Gazlı İçecekler Direktörü Duygu Alptekin'in doğrudan açıklamalarıyla birlikte reklam filminin tamamını izledim. Eh, markanın yetkilisini de bulmuşken izlemekle kalmayıp, son 3 senedir sürdüre geldikleri 'Hayatın Coca Cola tarafı' konseptini neden değiştirdiklerini de öğrendim. Yeni film İspanya'da, yaşı gerçekten 102 olan bir İspanyol ile çekilmişti. Film önce İspanya'da gösterime girerken bu yeni konseptle marka bugüne değin neşeli, canlı, renkli görsel şöleninden adeta vazgeçmişti. Bebek dünyaya gelmek üzeredir. 102 yaşındaki dede, torununu ya da torunun çocuğunu görmek için hazırlanmakta ve bir yandan da içinde bulunduğumuz dönemde dünyaya gelen bebeğe söyleyeceklerini planlamaktadır. Dede'nin iç sesi, reklamdaki dış seste şöyle yankılanır: "Şimdi sana doğduğun dünya ile ilgili pek çok olumsuz şey söyleyeceklerdir, ama ben bu dünyada yaptığım her şey için mutluyum." Ve asırlık dede mutluluklarını saymaya devam eder. Uzun bir yol sonrasında bebeği görür, sever ve köyüne geri döner. Onu bekleyenler hem bebeğin gelişine hem de dedenin dönüşüne kapak açar. Coca Cola şişeleri neşeyle havaya kaldırılır. Film duygulu. Ayrıca, şimdi içinde yaşadığımız döneme uygun bir mesaj da içeriyor.

"Coca Cola 123 yıldan beri hemen her zaman insanların yanında oldu. Bu sebeple hem mutluluğa kapak açma iddiasını sahiplenmeli hem de bunu dönemsel olarak yaşadıklarımızdan ötürü karamsarlığa düşmemek için ısrarla söylemeli. Neşeli reklamlarımız da elbette devam edecek." diyor, Duygu Alptekin. Şirketin diğer markası Sprite, geçen yıldan beri sürdürdüğü 'Acımasız gerçekler' konseptini farklı bir kampanyayla daha dikkat çekici hale getirdi. Beyazıt Öztürk'lü Fanta reklamları ise birdenbire animasyon karakterlere dönüştü. Bu köklü değişim için, "Beyaz, markaya ciddi bir katkı sağladı ama gençler animasyonları çok seviyor." diyor Duygu Alptekin. Bakalım biz Türkler 75, İngilizlerle Brezilyalılar 350 bardak kola içerken, bu duygusal film pazardaki satışı ne kadar artıracak? Diğer yandan Pepsi Botteling Group, Yedigün markası için hadiseli Hadise'nin reklamlarıyla iletişim çalışmalarını sürdürüyor. Sesi pek çıkmayan yerli markamız Cola Turka'yı da sahalarda görmek istiyoruz.

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=836796

[zamanyazarıİ.jpg]



--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

AKTİF HABER'İN NUMAN KURTULMUŞ ALERJİSİ!

AKTİF HABER'İN NUMAN KURTULMUŞ ALERJİSİ!

Aktifhaber.com isimli haber sitesini takip edenler yakından bilirler. Aktifhaber F Tipi örgütlenmenin tetikçi sitelerinden biridir. Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş`u Ergenekon`a bulaştırmak için yapılan tüm haberlerin ve köşe yazılarının menşei bu sitedir. Aktifhaber derin ilişkileriyle özellikle Ergenekon`la ilgili haberleri ilk elden servis yapar. Aktifhaber`de çıkan haberler sonra Samanyoluhaber`e servis edilir ve ardından gündemi meşgul eder. Mesela Zaman Gazetesi`nin manşet haberleri daha kendi sitesine konmadan önce Aktifhaber`de yer alır. Yada Zaman Gazetesi`nin konumu gereği kullanamadığı bazı haberleri önce Aktifhaber kullanır ardından Zaman ve Samanyoluhaber Aktifhaber`i kaynak göstererek haberleştirir. Seçim sürecinde de Aktifhaber`i yakından takip ettik. AK Parti dışında herkesi Ergenekon`a bulaştırmakta pek mahirdi. İşte bu haber sitesi Saadet Lideri Numan Kurtulmuş`un son günlerde Gülen ilgili yaptığı açıklamalarından rahatsızlık duymuş olmalı ki, fırsatı kaçırmamış ve Kurtulmuş`un Cumhuriyet Gazetesi`nde yayınlanan ropörtajını diline dolamış ve "Numan Abi Cumhuriyet`te" başlıklı bir haber yapmış. Aktifhaber`in yayın çizgisini dikkatle takip edenler bilirler. Ergenekon`un karşısında gibi algıladıkları kim varsa ki, Kurtulmuş sonuna kadar gidilmelidir açıklamasını her defasında tekrarlamış olmasına rağmen, şimdi Kurtulmuş`a yeni elbise biçmeye çalışıyor. Aktifhaber`in bu tavrının derin sebepleri olduğunun farkındayız. Ancak Aktifhaber`in farkında olmadığı bir konu var. O da Kurtulmuş`un kendileri gibi kapalı kapılar ardında iş tutan bir tavrının olmadığının farkında değil. Aktifhaber`in ne yapmak istediğini ve niyetlerinin ne olduğunu biz gayet iyi biliyoruz. Fakat buradan Aktifhaber`i uyarıyoruz. Bu sevdadan vazgeçin. Saadet Partisi`ni ve Numan Kurtulmuş`u Ergenekon`a ve Ergenekonculara bulaştırma gayretiniz boş bir hevestir. Aktifhaber`e kısacası aklını başına almasını tavsiye ediyoruz. Çünkü Milli Görüş Hareketi ve Numan Kurtulmuş Aktifhaber`in zannettiği kadar kolay bir lokma değildir. Aman dikkat et Aktifhaber boğazına takılırda sonra sizi ağababalarınız bile kurtaramaz...

(Boyuthaber Analiz)

Bakın Aktifhaber Kurtulmuş`un Cumhuriyet röportajını nasıl çarpıtarak ve yorumlayarak vermiş;

Milli Görüş çizgisi ilk defa Cumhuriyet Gazetesi`nde pozitif bir haberle tam sayfa yer buldu.

Daha önce Doğan Grubu`nun da desteğini alan Numan Kurtulmuş, bu kez Cumhuriyet Gazetesi`ne "bu atmosfer korku cumhuriyetine götürür" başlığıyla geniş bir röportaj verdi.

Kurtulmuş röportajda kendi telefonlarının ve ortamının dinlendiğini iddia etti.

İŞTE CUMHURİYETTEKİ O HAER VE O SAYFANIN ORJİNALİ:

‘Bu atmosfer korku cumhuriyetine götürür’

Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, kendi telefonlarının, bulunduğu ortamların dinlendiğini söyledi.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, kendi telefonlarının da dinlendiğini tahmin ettiğini belirterek Biliyorum, bütün telefonlarımın, bulunduğum ortamların dinlenmiş olması ne yazık ki artık sıradan olay haline gelmiştirdedi. Hükümette kabine depremiolduğunu, Başbakanın as oyuncularını sahaya sürdüğünü dile getiren Kurtulmuş, hükümet için maçın kritik dakikalarınınbaşladığını söyledi. Hükümetin dış politikada sıfır sonuçelde ettiğini anlatan Kurtulmuş, ekonomide de Türkiyede tezgâhın dağıldığınıvurguladı.

SP Genel Başkanı Kurtulmuşa yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

- Yerel seçimlerde önemli bir çıkış yakaladınız. Bu sonucu neye bağlıyorsunuz? Hangi partilerden oy aldınız?

- SP 26 Ekim 2008de bir kongre yaptı. O kongreyle birlikte ben göreve geldim. Hemen arkasından bizim SPnin yeni yönetimiyle, izlediğimiz yeni siyaset anlayışı, kullandığımız üslup, içerik ve kampanya sırasında ortaya koyduğumuz Fark var sloganıyla siyasi duruş ve muhteva çok geniş kesimlerin ilgisini çekmeye başladı. Belki 40 yıllık Milli Görüş hareketi içerisinde ilk sefer toplumun geniş kesimleri önyargısız bir şekilde bizi dinledi. Tahmin ediyorum bu siyaset yapma tarzı üslubu da milletimiz tarafından benimsendi. Millet bir işaret fişeği attı. Bu seçimde tohum ektik, ben önümüzdeki seçimde hasadı toplayacağımızı düşünüyorum. SP son yerel seçimde 5.2 oranında oy aldı. Ben bütün partilerden oy aldığımızı düşünüyorum. Hatta siyasete ilgisiz olan kesimlerden de oy aldığımızı düşünüyorum. Zaten ciddi kamuoyu şirketlerinin yaptığı seçim sonrası analizlerinde de SPye oy verenlerin yüzde 70i hayatlarında ilk kez SPye oy veriyorlar. Oyumuzu 820 binden 2 milyon 61 bine çıkarmışız. Demek ki 1.5 milyon kişi ilk sefer bize oy veriyor.

‘Adalet Bakanı’nın demeci talihsizliktir’

- Son dönemde gündemde olan bir konu da telefon dinlemeleri. Siz de telefonlarınızın dinlendiği konusunda bir endişe duyuyor musunuz?

- Hiçbir endişe duymuyorum. Biliyorum, bütün telefonlarımın, bulunduğum ortamların dinlenmiş olması ne yazık ki artık sıradan olay haline gelmiştir. Böyle bir şey olabilir. Yani bunu normal karşılıyorum manasında söylemiyorum, yani böyle olmuş olmasını tahmin ediyorum. Ama tabii esas üzerinde konuşulması gereken, nasıl faili meçhul bir insanlık suçuysa, bir insanın mahremine girerek onun telefonunu, evini, arabasını dinlemek de insanlık suçudur. Bu millet hiçbir kamu görevlisine, hiç kimsenin evini, arabasını, işyerini, çalışma ofisini, efendim telefonlarını dinleme hakkını vermiyor. Varsa ihtiyacın, gidersin mahkemeden alırsın dinleme yetkisini ve insanları yasal kayıtlar altına alarak dinlersin. Bu bir antidemokratik yapılanmanın tezahürüdür. Böyle bir devlet yapısı, bir polis devleti yapılanmasının sonucudur. Böyle bir atmosfer insanları ancak bir korku cumhuriyeti içerisine götürür. Ama çok ilginci bu işlerle ilgili sorumlu mevkide bulunan insanların, örneğin eski Adalet Bakanının Evet Türkiyede 70 küsur bin kişi dinleniyor gibi bir demeç vermesini de gerçekten Türkiye siyaseti adına çok büyük bir talihsizlik olarak karşıladım.

Erdoğan son kozunu oynuyor

AKP’nin yanlış ekonomi politikaları izlediğini söyleyen Kurtulmuş, bunun Türkiye’ye pahalıya malolduğunu belirtti. Kurtulmuş, aktif dış politikaya karşın sonucun ‘sıfır’ olduğunu ifade etti

- Hükümet için maçın kritik dakikaları başladı dediniz. Biraz açar mısınız?

- Bir tanesi Türkiyenin ekonomi politikalarında izlediği yoldur. Yani son 7 yıldır iktidarda bulunan AKP kendisine Kemal Derviş tarafından miras bırakılan, dışa bağımlı, Türkiyeyi tamamen neoliberal politikalar çerçevesinde, küresel finans kapitalizminin üzerinde işlem yaptığı bir ülke haline getiren yanlış ekonomi politikalarını izledi. Bunun sonucu olarak Türkiyede bugün tezgâh dağıldı, toplumun bütün kesimleri üretim kabiliyetlerini kaybetti, alım güçleri azaldı.

Diğer taraftan Türkiyenin özelleştirme adı altında bütün kamusal kaynakları yok pahasına elden çıkarıldı, bankacılık sektörü yabancılaştırıldı. Türkiyede herkes borçlu hale getirildi. Şimdi bu ekonomik yapı sürdürülemez bir ekonomik yapıdır ve bu hükümetin karnesindeki en önemli, bizim açımızdan ve millet açısından, kırık not da budur. Biz Anadoluyu karış karış dolaştık. Şu soruyu her mitingde sordum: 5 sene öncesine göre, 7 sene öncesine göre daha iyi noktadayım diyen bir arkadaşımız varsa buyursun mikrofonu veriyorum ve ben konuşmadan inerek gideceğim yere geri dönüyorum. Toplumun çok az bir kesimi dışında hiç kimse Türkiyenin ekonomik gidişatından memnun değildir... Krize karşı hükümetin algısı fevkalade eksik ve zikzaklı olmuştur.

İkinci önemli alan dış politikayla ilgili alandır. Dış politikayla ilgili hükümetin aktif bir dış politika izlemekte olduğunu biliyorum ve bunu takdir ediyorum. Ama bu aktifliğin sonucunun ne olduğunu da soruyoruz. Bizim yetkililerimiz gidiyor; Başbakanımız, dışişleri bakanlarımız, efendim Cumhurbaşkanımız, ilgili bakanlarımız her gün, her hafta Ankarada birkaç tane yabancı heyeti misafir ediyoruz. Bunlar çok güzel şeyler...

Sonuç? Sonuç elde var sıfır. Aktif politika, ama sonuç almayan bir politika. Dış politikadaki önemli sıkıntılarından birisi de Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi. Biz yıllardır söylüyoruz, bu projenin özeti Fastan Endonezyaya kadar olan coğrafyayı etnik, mezhebi, dini çatışmalarla boğuşturup tamamıyla kendi kontrolü altına almak ve bu bölgede kendisine alternatif bir siyasetin oluşmasını engellemek. Bu bölgenin doğal kaynaklarına da el koymak. Ne yazık ki bu bölgeyi bölmek, parçalamak stratejisi üzerine kurulu bu Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığını yapmak gibi bir talihsizlikle 5-6 yıllık süre geçirilmiştir. Bu kabul edilemez.

Hükümet o kadar çok Amerikan yanlısı bir politika izlemiştir ki Sayın Milli Savunma Bakanı bir muhalefet milletvekilinin soru önergesine verdiği cevapta diyor ki:Amerikalılar Türkiyedeki üsleri kullanarak 131 bin tane uçuş yaptılar.” “Bu uçuşlardandiyor 6 bin tanesi de içinde ne olduğu, ne taşıdığı, kimi taşıdığı ve nereye gittiği belli olmayan uçuşlardır diyor. Resmi cevap bu. Şimdi milletin size vermediği bu hakkı, siz hangi hakla Amerikalılara kullanması için verirsiniz?

SİYASETÇİLER AĞZINI KAPATSIN

- Ergenekon davası konusundaki görüşünüz nedir?

- Ergenekon davası magazinleştirilerek tartışılamaz. Burada dört tane temel şartımız var. Bunlardan bir tanesi Ergenekon davasında hiçbir siyasetçi kendisini savcı ya da avukat rolüne koymasın. Ağzımızı bir kapatalım. Siyasetçiler ağzını kapatsın, bir. İkincisi, bu davanın bir soruşturma kısmı var, bir mahkeme kısmı var. Soruşturma ve mahkeme kısmı uluslararası hukuka uygun, insan haklarına uygun, açık ve şeffaf bir şekilde yürütülsün... Üçüncüsü, bu mahkemede iş nereye kadar gidiyorsa hiçbir önyargı içerisinde olmadan tamamen mahkemenin prensipleri içerisinde, hukukun üstünlüğü prensipleri içerisinde sorumlular kimlerse oraya kadar gitsin. Dördüncüsü, bu mahkeme vesile edilerek Türkiyede denetlenemeyen kurum-kuruluşlar, yapılar varsa bunların milletin denetimine açılabileceği yasal ve anayasal değişiklikler yapılsın...

AS OYUNCULARI SAHADA

- Kabine değişikliğinde sizin bu yükselişinizin de etkisi olduğu söyleniyor...

- Seçim sonrasında hükümetin bir kabine değişikliğine gideceğini tahmin ediyorduk. Çünkü birçok şey yanlış gidiyordu, birçok şey artık sürdürülemez noktaya gelmişti. Bunu biliyorduk, ama bir kabine değişikliği değil, bir kabine depremi oldu. Bu kabine değişikliği aslında Sayın Başbakanın as kadrosunu sahaya sürmesidir, futbol terimiyle konuşmak gerekirse as oyuncularını sahaya sürmüştür. Bu aslında şu demektir: Bir teknik direktör as oyuncularını maçın kritik dakikalarında oyuna sokar. Ben hükümet için maçın kritik dakikalarının başladığını görüyorum. Yine seçimden hemen sonra yaptığım değerlendirmede: Bu seçim AKPnin kolay son seçimidir, SPnin zor son seçimidir demiştim. Seçim sonrasındaki gelişmeler de bunu ciddi şekilde ortaya koyuyor. Bu anlamda SPnin yükselişinin hükümetin yeniden yapılandırılmasında etkili olduğu yönünde birçok tahlil var, siyasi analizler bunu söylüyor, ben de bu görüşlere katılıyorum.

İŞTE CUMHURİYET`İN 8. SAYFASI

KAYNAK: boyut haber


--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

''Hocaefendi dönsün, parti kursun''

''Hocaefendi dönsün, parti kursun''


Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Fethullah Gülen cemaatini politize olmakla suçladı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Fethullah Gülen cemaatini politize olmakla suçladı. Kurtulmuş, "Seçimde bize tuzak kurdular. AKP ile çok yakın ilişki içinde oldular. Bu çevre ilk kez bu kadar politize oldu. Buyursunlar partilerini kursunlar" dedi.

Haber Türk gazetesinde çıkan habere göre, SP lideri Kurtulmuş, partisinin Gülen cemaatine bakışını şöyle anlattı:

"Biz bir siyasi parti, Fethullah Gülen Hocaefendi ise bir cemaattir. Biz parti olarak, memleketin bütün insanlarına ulaşmayı, onlardan oy ve destek almayı umarız. Dolayısıyla biz Gülen cemaatine ya da diğer başka gruplara, sivil toplum kuruluşlarına da bu ana çerçevede bakarız.
Ancak pratik olarak son seçim kampanyasında Hocaefendi'ye yakın olan kurum ve kuruluşlar Saadet Partisi'ne uzak bir tavır sergiledi. Bunlar AKP ile çok yakın ilişkiye girdi. Daha da önemlisi bu çevre ilk kez bu kadar politize oldu."

Her tartışmada onun ismi var

SP lideri Kurtulmuş, 'Gülen cemaatinden potansiyle kazanmak için özel çabanız olacak mı?' sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
"Hocaefendi'yle ilgili sorunlardan birisi şu: Herhangi bir meseleyi tartışıyoruz. Hocaefendi'nin ismi gündeme geliyor.

Peki Hocaefendi nerede?

ABD'de.

Aslında Türkiye'de siyasette Ergenekon, falanca parti filanca parti konuşulurken, hep Fethullah Gülen ismi ortaya çıkıyor ve bir gölge etrafından tartışmalar yapılıyor.
Başından beri şunu söylüyorum: Eğitim alanında Hocaefendi'nin grubunun hakikaten milletin büyük bir kısmının benimsediği çok güzel örnekleri var. Hocaefendi'nin yerinde olsam Türkiye'ye gelirdim. Türkiye'de yetkili bir yerde olsam gelmelerinin temin ederdim. Eğer, eğitimin çok üstünde siyasi faaliyetler şeklinde dönüştürmek istiyorlarsa da buyursunlar gelsinler, partilerini kursunlar.

Bizim kendi çizgimiz açık ve net. Biz özgürlükçü, adaletçi bir çizgideyiz. Yerli, milli bir siyaset yapıyoruz. Anti-emperyalist ve maneviyatçı bir çizgide siyaset yapıyoruz."


--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Sorunsuz gelecek için sorumlu gençlik


Anadolu Gençlik Dergisi bu sayısında Gençlere seslendi...Ve bir kez daha fetih nesli'nin önemini hatırlattı.

Sorumluluk almış, ülkemizin geleceğini kendine dert edinmiş ve kendisini ilimle donatmış bir gençliği yetiştirecek millî bir meselemiz var mıdır? Millî-manevî değerlerimizin rengini verememiş, altyapısını tamamlayamadan yaz-boz tahtasına dönmüş olan eğitim anlayışımız, bu milli meseleyi oluşturma yerine, ne yazık ki kendi sorunlarıyla boğuşan bir gençlik türetmiştir. Toplumu uyutan değil uyandıran, oyalayan değil olgunlaştıran, suskunlaştıran değil sorgulayan bir hale getirmek için sorumlu gençlere ihtiyaç var.

İbrahim Veli / ivmedya@hotmail.com


İstanbul´un Fethi, bütün insanlığa İslam nimetini ulaştırma projesi olduğundan dünya çapında bir hadisedir. Çünkü İslam, sadece Müslümanlara değil bütün dünyaya huzur ve barış getirecek değerleri bünyesinde taşımaktadır. Fetih, kilitli gönüllerin iyiye ve doğruya açılması, tüm insanlığın sevgi ve özgürlük ülkesine taşınmasıdır. Her ferdin inandığı gibi düşünmesini, düşündüğü gibi konuşmasını ve konuştuğu gibi de hayatını düzenleme hak ve özgürlüğünü esas alan fetih, barış ve huzuru bu farkıyla sağlamaktadır. Ve fethin bu farkı, Allah rızası için çekilmiş samimi çile ve çabaların bir sonucudur. İstanbul´un Fethi, Hendek Savaşı´yla başlar. Çünkü fethin gerçekleşmesi, �hayat; iman ve cihattır� esasına bağlıdır. Peygamber gibi inanmak ve sahabe gibi çalışarak, bu iki değer ve dinamizmle, kim sahip olursa, zaferi kazanacak ve üste çıkacak bir modeldir. İstanbul´un fethini müjdeleyen, Sultan Fatih´i ve askerini öven Hadis-i Şerif, bize; hedefe varmak ve zafere ulaşmak için, tam bir iman, azim ve ümit sahibi olmamıza, fetih ve zafer için, mutlaka ehil ve emin bir komutanın ve ordu disiplinin lüzumuna, disiplinine girmeyen kalabalıkların da zafere ulaşamayacağına işaret etmektedir. İşaret aldığın gün atandan; yürüyeceksin, millet yürüyecek arkandan�

GENÇLİK VE FETİH VİZYONU
Dünyaya yön veren ve tarihe şan veren hareketlerin itici gücü tarih boyunca gençler olmuştur. Gençlik, insanın bir daha asla elde edemeyeceği bir hazine, gençler ise toplumun temelinin ve istikbalinin yegane koruyucularıdır. Bu açıdan; iddiaları, rüyaları ve idealleri olmalıdır. Öncelikle değişmeyen değerlerimiz ve kimliğimiz ışığında, gençliğin geleceği belirlenmeli, sorunlarının çözümü için farklı bir bakış açısıyla bu geleceğe hazırlanılmalıdır. Bu gerçeğin farkında olanlar, materyalizmin kıskacındaki gençliğin karşısına maneviyatçılık ile çıkmakta, hakkı üstün tutan ve nefis terbiyesini ön plana alan düşünce yapısını geliştirmektedirler. Bunu yaparken, Çelebi Mehmetleri ve Fatihleri yetiştiren bu coğrafyanın bağrından sayısız kahraman çıkarttığının yanında, tarihimizdeki bütün zaferlerin silah ve maddi üstünlükle değil sadece iman, aşk ve azimle kazanıldığını da bilmektedirler. Bu ise; yeniden Osmanlı ruhu ve misyonuyla donanmaktan başka bir şey değildir. Dünyada meydana gelen olayları doğru ve şuurlu bir şekilde tahlil ederek İslam ülkelerindeki fiziksel ve zihinsel işgale son verecek ve insanların sömürülmesine dur diyecek adımları atmayı başarabilmek, bu ruhla mümkündür. Bu misyonu taşıyanlar bu yüzden Fatih´in görüşünü temsil etmektedirler. Çünkü, İslam dünyasının, İstanbul´un fethi gibi yeni fetihlere ihtiyacı vardır ve İstanbul´un fethi sadece bize değil, tüm Müslümanlara izzet ve şeref vermiştir. Bugün müslüman coğrafyanın geri kalmış olması, sahip olduğu ilmi ve kültürel değerlerin geriliğinden değil, tam tersine, ilmi ve kültürel bir saldırı ile karşı karşıya olduğundan dolayıdır. İşte böyle bir dönemde ortaya konulması ve sahip çıkılması gereken en önemli şey �vizyon� dur. Âidiyet bilinci, kimlik duygusu, medeniyet ve tarih şuurunun özü olan Fetih Vizyonu; özgüveni olan, ahlâk ve sorumluluk sahibi, asalet ve şahsiyeti gelişmiş, aksiyoner, asalet ve adâlet sahibi olanları buluşturur. Bu vizyonu taşıyan gençler, siyasi ve iktisadi güçlerini birleştirerek �Hakkı üstün tutan� anlayışa dayalı kuracakları medeniyet ile yeryüzüne huzur, barış ve adaleti tekrar getirmek için çabalar.

SORUMLU GENÇLİK
İnsan, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği o �emaneti� yüklendi. Bize yüklenen bu sorumluluğun yerine getirilmesinde �gençlik dönemi� büyük bir rol oynayacaktır. Gencin yetişmesi, gelişmesi ve faydalı olması için öncelikli olarak eğitim anlayışımızla işe başlanılmalıdır. Çünkü bütün zihinsel ve sosyal dönüşümler ancak eğitimle, o da; anlayışımızdaki farkla mümkün olacaktır. Bu fark, vizyon farkıdır. Medeniyet ve tarih şuurunun özü olan bu farkı oluşturmadan verilecek eğitim yüklendiği sorumluluğu yerine getiremez. İşte geldiğimiz bu tarihi noktada gençliğimizin en büyük meselesi: eğitimsizliği değil, meselesizliğidir. Meselesi olmayan bu farkı kavrayamaz. İnsana bahşedilmiş olan bilinç hali, onu, diğer mahlûklardan daha farklı taleplerde bulunmaya sevk eder. Bu, insanın, insan olma halidir ve ona sorumluluk yükler. Böylece hayatı yalnızca canlı kalmaktan ibaret bir olgu olarak görmez. Onu böcekten farklı kılan bu husus, Allah´ın ona bahşettiği irade ve onun hasılası olan sorumlu olma halidir. Sorumlu olma halinin belirleyicisi de ona yüklenen yükümlülüğün yerine getirilip getirilmemesiyle ortaya çıkartılır. İnsan için sınavın anlamı ve gencin ilk olarak öğrenmesi gereken gerçek de budur. Sorumluluk almış, ülkemizin geleceğini kendine dert edinmiş ve kendisini ilimle donatmış bir gençliği yetiştirecek millî bir meselemiz var mıdır? Millî-manevî değerlerimizin rengini verememiş, altyapısını tamamlayamadan yaz-boz tahtasına dönmüş olan eğitim anlayışımız, bu milli meseleyi oluşturma yerine, ne yazık ki kendi sorunlarıyla boğuşan bir gençlik türetmiştir. Toplumu uyutan değil uyandıran, oyalayan değil olgunlaştıran, suskunlaştıran değil sorgulayan bir hale getirmek için sorumlu gençlere ihtiyaç var. Geleceğin sorunlarını çözecek bu liderlere sahip çıkılmak, bu doğrultuda; davranışı ve mücadelesi ile gençlere yol göstermek, toplumu değiştirmek isteyenlerin de en büyük sorumluluğudur. Bu aynı zamanda bir değerler mücadelesidir.

Gençlerini sorumlu bir şekilde yetiştirmek için çaba sarf etmeyen toplumlar geleceklerine sorun virüsü taşırlar. Evladının sadece dünyalık değerlere ulaşması için çaba gösterip özel okul, özel dershane arayışına girerek iyi bir okul kazanması için gösterdiği gayreti, iyi bir ahlak ve terbiye alması noktasında �mesele� etmeyen aileler, gençlerin milletimizin değer yargılarına sırt çevirmesine ve insan fıtratıyla çelişerek yabancı ve başkası olmasına zemin hazırlamaktadır. Gençler, parayı, sevgi ve özgürlüğün önüne koymuş vaziyete geliyorsa, davasının ve gayesinin ne olduğundan habersiz biçare olduklarına işarettir. İnançlarından taviz vererek acizleşmiş, maddeyi ön plana almış ve yalnızca dünyası için yaşamakta olan gençler, sorunun bir parçası olur. Sorunsuz gelecek için sorumlu gençlere yol açılmalıdır.

FETİH ŞUURU FEDAKÂRLIKLA KAZANILIR
Kulluk şuuru içinde ibadet eden bir mümin, ne yaptığını, niçin yaptığını bilir. Tek gayesi Allah rızasıdır. Allah rızası ise şeytanın telkinlerine ve nefs-i emmarenin isteklerine daima aykırı bir yerde ve konumdadır. Bunun için kulluk da mutlaka Allak için fedakarlığı ve riski göze almayı gerektirir. Allah için fedakarlık ise özveride bulunmayı, risk almayı, gözünü daldan budaktan esirgememeyi, sıkıntıya katlanmayı gerektirir. Bencilce şahsi çıkar sağlama gayretinden, nefsani arzuları yerine getirme çabasından geri durmayı sağlar. Hikmetin esası; ferdin ve milletin kendi kendini bilmesi, başkası olmamasıdır. Milletinin varlığını tanımak ve bilmek, bu fikir ve meselenin, zihinlere ve gönüllere yerleştirilmesiyle gerçekleşir. Bu ise şuurla gerçekleşir. Yapılan bir şeyin kime yaradığını bilmenin adı �şuur�dur. "Zaman ve mekan bana emanettir" şuurunda bir gençlik, bu millete hizmet etmenin, değişmeden değiştirmenin bir bedeli olduğunun farkındadır. Bu şuur, fethin müjdecisidir. Bu açıdan fetih: �Ben bu yolu nasıl aşarım?� korkusundan kurtularak, yolun zor da olsa bir müddet sonra aşılmış, yürünmüş ve gidilmiş olduğunun görülmesidir.
İstanbulun fethi, sadece bir savaşın kazanılması veya bir şehrin alınması değil; kültürel ve medeni hamlelerle �Dersaadet�, yani �mutluluk merkezi� kurmaktır. Bu merkezi kurmak en büyük fedakârlıktır. Mekke´nin, Kudüs´ün Fethi´nde olduğu gibi adaletten zerre kadar ödün verilmemiş olan İstanbul´un Fethi, bugün İslamı terörizmle yan yana anmaya çalışanlara da bir cevap niteliğindedir. Zaten fedakârlık her zaman verilen en iyi cevap değil midir? Gençliğe, yön vererek fedakârlık ekseninde onların ufuklarını geliştirecek sivil toplum örgütlerinin önünün açılması, gençliğin önünün açılması, çalışma azminin kazandırılması demektir. Fetih şuur ve heyecanını, sevgi ve kardeşliğin teminatı olan gençlerin oluşturduğu teşkilatlar gerçekleştirecektir. Çünkü bu gençler, fedakârlık yaptıkça genç kalacak, genç kaldıkça fedakârlık yapacaklardır. Böylece; �gençlik dönemi� hayatları olacak, emeklilikleri ise mezarda başlayacaktır.

FETİH EĞİTİMİ
Fatih´in 21 yaşında Konstantinopol´ü fethetmesinin sağlam temelleri vardır. Coğrafya ve tarihte büyük bilgi birikimine sahip olan Fatih, Troya ile de çok ilgilenmiş ve ayrıca İtalya´yı kendisine hedef seçmişti. Ezbere bildiği haritayla büyük fethinin düşlerini kuran Fatih´in o zamanlar küresel bir vizyona sahip olduğu aşikardır. Bu durum ise; eğitimin kaliteli şekilde verilmeye başlandığı kurumların temelinin o zamanlar atıldığının altını çizmektedir. Bugün, iyi bir eğitimle beraber sağlam irade kazanamamış olan gençlerin hedefleri ve yaptıkları, eğitimde fetih ruhuna sahip olmak bir yana, gençleri kişisel ataletten bile kurtaramamaktadır. Bu durum elbette ulusal ataleti oluşturmuş ve kültürel sermayesi kuvvetli bir ülkenin kendini arayış macerasını başlamıştır. Gençliğimiz kendisine hedef tayin etmelidir. Bu hedef tarihsel başarımızın dayanağı olan iki sütundan biri olmalıdır. Ya Fatih olacak ya da Fatih´leri yetiştirecektir. Ancak bu eğitim ruhuyla hareket edilirse geleceğimize yön verebilir, üzerindeki ölü toprağını atılabilir. Onlarca ülkenin toplam nüfusuna eşit genç nüfusumuzu bu misyonla şahlandırmak ve yönlendirmek zorundayız.

Gence bu eğitim anlayışı verilirken sahip olması gereken İslâmın pak, makul, sağlam, doğru, mantıklı, ilmî ve ulvî itikadını iyice öğretmek, yalnız kendini, nefsini, keyfini, zevkini düşünmekten kaçınarak; ana-babasını, akrabasını, mazlumları da düşünerek, hattâ hiç hatırından çıkarmadan, mensup olduğun ümmete karşı vazifelerini hatırlatmak ve bunu îfa edebilmesine destek olmak gerekir. Şüphesiz bu saydıklarımız her Fatih adayı için bir Akşemseddin´in olması gerekliliğini ispattan başka bir şey değildir. Her gün hatalarını, başarılarını, çalışmalarını, amaçlarının sonuçlarını gözden geçirecek ve kendisini kontrol edip muhasebe edecek; menfi huylarını bırakmağa, yeni ve güzel hasletler (huylar) ve daha yüksek vasıflar edinmeğe uğraşacak Akşemseddin arayışımız var mı? Gençliğe hizmet etmek isteyenler bu gerçekten kaçamazlar. Gençlerin lideri olmak isteyenlerin kulaklarına küpe yapacağı bir Hadis-i Şerif´i aktarmakta fayda var: Bir gün mescitte sahabelerin susadığını gören Peygamber (sas) eve gidip su getirip dağıtmaya başlar. O sırada mescide giren yabancı biri sorar; Bu topluluğun lideri kimdir, cevap: �Bu topluluğun lideri, ona hizmet edendir.

DEVİR FETİH DEVRİ
Allah için fedakarlıkta bulunmayı, Allah için vermeyi, Allahın emrettiklerini ne pahasına olursa olsun yerine getirmeyi, Allahın yasakladıklarından ne kadar zorda kalırsa kalsın sakınmayı, yalnızca Allah için yaşamayı, yalnızca Allahtan istemeyi, yalnızca Allahın rızasını gözetmeyi mümine kazandırmayan bir hayatın ne anlamı olabilir? Hayata anlamını kazandıran düşüncenin üç temel esası vardır:

1- Dünya hayatı, çok önemli bir imtihandır. Ahiret ise, dünya hayatının hesabı ve imtihandaki artı ve eksi puanların karşılığıdır. Nefeslerimiz sayılıdır, bunlar Allah yolunda harcanmalıdır. Çünkü ölüm bize, çok yakındır.

2- İslâm Dini, Allah yapısıdır. Bunun için mükemmeldir ve tastamamdır. Haşa, zerre kadar noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır.

3- İslâm Dini, bir bütündür. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona Hak´tır, hayırdır ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır. Çünkü İslâm, dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıdır.
Ameller, niyetlerle tartılır. Yani yapılan işler ve ibadetler niyetlere göre değerlendirilir.

Neyi elde etmek istediğimiz ve neleri gaye edindiğimiz önemlidir. Bunu başarmanın ise üç ayrı safhada üç ayrı üç adımı vardır:

1- Önce emredilen ve yapılması gereken bir konuda, takatımızın sonuna kadar ceht, gayret ve her türlü esbaba tevessül,

2- Olayın meydana gelişi sırasında, korku ve telâşa kapılmadan Allaha teslimiyet ve tevekkül,
3- Sonunda ise, takdire rıza ve ortaya çıkan neticenin hakkımızdaki en hayırlı durum olduğunu kabül..." etmek gereklidir. Biz bütün sebeplere tevessül etsek ve her türlü gayreti göstersek bile, Allah istediğimiz neticeyi vermeye mecbur değildir. Ancak sebeplere tevessül edilerek ve sünnetullaha uygun hareket edilerek yapılacak işlerin, genellikle başarıya ulaştırılması da adetullahın gereğidir. Bunu hayat boyu gerçekleştirmek için; Fatih´in yirmili yaşında sahip olduğu aşka, Ulubatlı Hasan´ın kırklı yaşında taşıdığı azme, Akşemseddin´in altmışlı yaşında kazandığı engin tecrübeye ve Eyüp Sultan´ın doksan yaşında da olsa hiç bırakmadığı fetih ruhuna sahip olmalıyız.

"Ey Müslümanlar hurmaların altını havalandıracağız, yapraklarını temizleyeceğiz diye dünyalık işlere dalıp, hakkı, adaleti hâkim kılmak ve bütün herkesin saadeti için çalışmaktan kendinizi tehlikeye atmayın." şuuruyla her yıl kendimizi ve biatimizi tekrar yenilemeliyiz.

Sadece olanları gören değil, olacakları da hesap edebilen... Yalnız bugünleri kurtarabilen değil, yarınları da kurgulayabilen... Geçmişi değiştiremeyeceğini, ama geleceği şekillendirebileceğini düşünen... Yapılan haksızlık ve yanlışlıkların perde arkasını ve çözüm yollarını topluma gösterebilen... Doğuştan taşıdığı üstün yetenekleri, ciddi ve disiplinli bir eğitim, deneyim ve birikim süreciyle geliştirilebilen liderlere ihtiyaç duyulan durumlar, tarihi değişim ve dönüşüm noktalarıdır.

Tarihin bundan sonra nasıl şekil alabileceği gençlerin vereceği karara bağlı olarak şekillenecektir. Eğer gençler, medeniyet iddialarına yeniden sahip çıkarsa, dünyanın modern tarihinde ilk kez, adaletin, hakkaniyetin ve barışın hâkim olduğu yere doğru gitmesi mümkün olabilecektir. Bunu başarabilen gençler, İstanbul fethedildiği gibi, bir gün Kudüs´ü de yeniden fethedeceklerdir.

Etiketler: ,


--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

FETULLAH GÜLEN'E SORDU:BİZİ NİYE KANDIRDINIZ?



Bir süre önce Zaman gazetesinden ayrılıp Gazete Haberturk'e transfer olan Nihal B. Karaca, 'Gülen Cemaati'nin sözcüsü' konumundaki Hüseyin Gülerce'nin Star gazetesinden Fadime Özkan'a verdiği röportaja cevap verdi. "Sistem içi bülten" dediği Zaman gazetesinden ayrılan Karaca, artık 'cemaatle' organik bir bağı kalmadığından olsa gerek, Fethullah Gülen'in 'Başörtüsü füruattır' şeklindeki fetvasına gecikmeli de olsa bu röportaj üzerinden cevap verdi. "Ben 'şimdilik kendini kurtarmış' gibi olabilirim, bir kaç türbanlı 'bakan karısı' olarak yırtmış olabilir. Peki o zaman bu kadar türbanlı geç kız sormaz mı? Madem hiç de şart değildi bu başörtüsü, o zaman bizi niye yediniz, niye kandırdınız? Bıraksaydınız o zaman, hepimiz Nazlı Ilıcak gibi olsaydık, derdiniz neydi?"

İşte Nihal B. Karaca'nın hem cemaati, hem de Zaman gazetesini Hedef alan sözleri...

GAZETECİLER ve Yazarlar Vakfı Başkanı Hüseyin Gülerce, Star gazetesinden Fadime Özkan'a Gülen hareketi ile ilgili bir beyanat vermiş. Oldukça tatmin edici bir beyanat. Gülerce, ABD'de ikamet eden Gülen Hoca'nın nasıl yaşadığı, ne zaman döneceği, Ergenekon davası, Türkiye'deki demokratikleşme zemini ve Gülen'in bu zemine kattığı artılar, Gülen'in eğitim hayatına ve Türkçe'yi bir dünya dili yapma çabasına ilişkin hasbi çabaları konusunda bir hayli bilgi veriyor.

Gülen'e duyduğu sevgiyi gayet samimi ifadelerle anlattığı bölüm, özellikle çarpıcı. Gülen'i yakından tanımayanlara ve sempati duymayanlara, "Ne buluyorlar bu adamda hiç anlamıyorum" diyenlere, "Hayatta her şeyi anlamak zorunda değilsiniz" gibi bir cevap oluyor o sevgi.

SİSTEM İÇİ BÜLTEN

Aynı zamanda bir tabuyu yıkıyor. Gülen'i sevmenin neredeyse suç olduğu, Gülen'e sempati beslemenin ayıplanır bir şey haline geldiği bir ülkede, çok az kimse sevgisini bu kadar samimi ve bu kadar gerçekçi bir tonlama ile aktarmayı başarabilmiştir. Sistem içi bültenden değil, geniş bir kitlenin okuduğu Star gazetesinden bahsediyoruz çünkü. "Herkes görecek, hiiii" endişesi taşımadan, eteğinde taş saklamadan konuştuğu için takdir ediyoruz.

"BU KENDİMİ TUTMUŞ HALİMDİR"

Ama bu takdirin bir sınırı var. O sınır, başörtülü kadınların "kendilerini aldatılmış hissettiği" yerde başlıyor. Bu satırları okuduğunda, okursa tabii, hiç alınmasın, bilsin ki, bu kendimi tutmuş halimdir. Kendimi "aman ters bir cevap alırım" endişesiyle de tutuyor değilim. Zira bilirim ki Zaman gazetesi geleneğinde lâf dalaşına girme, polemiğe heves etme türü şeyler hoş karşılanmaz. Edeptendir. Bir kadınla polemiğe girmek ise hiç ama hiç hoş karşılanmaz! Hem edeptendir, hem kibirden...

HÜSEYİN GÜLERCE ÇYDD YETKİLİSİ GİBİ...

Gülerce, Fadime Özkan'ın F. Gülen'in 28 Şubat döneminde başörtüsüyle ilgili yaptığı "füruattır" açıklaması üzerine sorduğu soruya şöyle bir cevap veriyor:

"Füruat demek, öncelikli değil demektir. İslam'ın şartı 5, imanın şartı 6. Burada başörtüsü var mı, yok... Sayın Gülen, bu minval üzere konuşunca toplumdaki tansiyon düşüverdi. Hiç unutmuyorum, Nazlı Ilıcak, gazetesinde 'Sayın Gülen'i tanımıyorum, bu sözü ilk defa duydum ve ilk defa kendimi İslam dairesinde hissettim' diye yazdı"...

Şimdi ben günlerdir, bir din, hem de halis bir dindar tarafından, nasıl bu kadar "indirgenebilir" hale getirilir, ve Gülen'in 28 Şubat döneminde belki birtakım toplumsal endişelerle yaptığı bir açıklama, nasıl bu kadar hoptirilaylaylom bir tefsire maruz kalır, onu düşünüyorum ve anlamakta zorlanıyorum. Sormazlar mı, "Sayın Gülerce, 'emri bil ma'ruf nehyi anil münker' yahut 'dini tebliğ' iyiliği yayma, kötülükten caydırma da İslam'ın 5 şartı arasında değil, ama Kur'anda çok anlam yüklenilen bir meseledir, nasıl yani?" diye.

Sormazlar mı, "Allah'a şirk koşmak, yani dünyevi mevzuları, dünyevi arzu ve tamah nesnelerini, dünyevi otoriteleri Allah'ın ilahlığı ile yarışacak denli önemli saymak imanı yer bitirir, ama elimize tutuşturulan bu 'imanın 6 şartı' adlı reçetede 'şirk'ten bahsedilmez bile" diye.

Sayın Gülerce'ye sormazlar mı, "Dünyanın dört bir yanında okul açmak da İslam'ın, ya da imanın şartlarından biri değil, o zaman niye yapıyoruz ki bunları?" diye.

ÜMMETE KAKALANAN EMEVİ-ABBASİ YAKLAŞIMI

Gülerce'nin Emevi-Abbasi döneminde uydurulan ve ümmete kakalanan, Kur'anın mesajını hükümden düşürüp İslam'ın yaşanışını birkaç kalem ibadetle ve birkaç temel esasla sınırlama amacı güden bu yaklaşımı benimsemesi çok tuhaf. Çünkü bu argüman, Türkiye'de, Gülerce'nin röportaj boyunca şikayet ettiği kesimin, dinden ve dindarlardan nefret eden ve dini yaşantının kısıtlanmasını talep eden kimselerin kullandığı argümanın aynı. Onlar da "İslam'ın şartı 5, bunların arasında başörtüsü yok" diyorlar. İleri gidip, Kur'anda başı da örtmeyi gerektiren bir tesettür emrinin olmadığını da söylüyorlar, ilahiyatçı olmadığım için emin olduğum bir şey var: Nur suresi 30-31 ve Ahzab suresi 59. ayetler "Baştan aşağı örtünme" konusunda yeterince açık.

"Efendim, ben başımı boynumun altından başlatıyorum, demokrasi var" gibi çocuksuluklar teskin edicidir, insanı rahatlatır, ama gerçek değildir. İnanın buna, çünkü dini modernizme uyduracağız diye tepinip duran ilahiyatçılardan değilim. Acı gerçekleri görebilen herhangi biriyim.

Kur'an emrediyor, inkar etmemek şartıyla bu emri yerine getirmeyebilirsin emri yerine getirmemen, yahut gerektiği şekilde yerine getirememen, bu satırların yazarı gibi nefesinin kıytırıktan tesettüre yetiyor olması ya da türlü türlü bahanen olabilir, "Allah affetsin" dersin ve kendinden umudu kesmeden devam edersin.

Doğru, Allah'ın rahmeti sonsuz, dilerse hayatı boyunca her melaneti işleyen, ama tek bir kere içtenlikle/samimiyetle "Allah" diyeni affedebilir. Ama bu durum ayrı şey bu durumdan yola çıkarak, "hem zaten İslam'ın şartları arasında da yok" şeklindeki hava boşluğunu "rasyonalize etmek", bu tutumu "akılcılaştırmak" başka şey.

BEN 'YIRTMIŞ' GİBİ GÖRÜNSEM DE BAZI TÜRBANLILAR BaKAN KARISI OLSA DA BU TÜRBANLI GENÇ KIZLARIN GÜNAHI NEYDİ?

Kaldı ki bu ülkede inandığı gibi yaşamak, örtünebilmek isteyenlere engel olanlar herhalde "Allah'ın rahmeti" gerekçesiyle yapmadılar bunu. Yüzbinlerce genç kızın hayatı mahvoldu, olmaya da devam ediyor. Bir Nihal Bengisu Karaca'nın şimdilik "yırtmış" gibi görünmesi, birkaç babadan kalma sermayenin, işyerinin başında durup hasbelkader "iş kadını" görüntüsü veren başörtülünün "kaliteli" bir yaşam sürüyor olması, bir miktar başörtülünün "bakan karısı" filan olmuş olması, yüzbinlerce kadının içe dönük, kocaya bağımlı, eğitimsiz ve ekonomik özgürlükten "muaf" bir hayata mahkum kaldığı gerçeğini hükümden düşürecek değil. Haa tabii, sonuçta bu "kadının meselesi", öyle değil mi?

Herşey bir yana, bu kızlar çıkıp demezler mi, "Madem hiç de şart değildi bu başörtüsü, o zaman bizi niye yediniz, niye kandırdınız? Bıraksaydınız o zaman, hepimiz Nazlı Ilıcak gibi olsaydık, derdiniz neydi?" diye... Tamam. Sustum.

Etiketler: , , ,

posted by HABERCİ at 5/08/2009
--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Kardeşlik buysa düşmanlık ne?

Türkiye’nin Ermenistan’la ilişkilerini normalleştirme girişimi, Azerbaycan’ın orantısız tepkisine yol açtı ve demokrasiye hazımsızlığı ölçüsünde diplomasi tekniğinden yoksun olduğu anlaşılan İlham Aliyev’in elindeki koz şarjörü erken boşaldı: Doğalgaza şıpınişi zam, Şehitlik Camii’nde ibadete son.

İyi ki Ermenistan devleti de ne daha demokrat, ne daha diplomat, zaten ne de daha akıllı muktedirlerden oluşuyor da -usulen bile olsa- kapı baca açma işini kolaylaştırmıyor.

Kolaylaştırsa, tüm kozlarını görüşmelerin başında kullanan Aliyev, görüşmelerin sonunda ne misilleme yapar Türkiye’ye karşı, insan merak ediyor. Dudağını büküp, “Küstüm!” mü der, acaba?

http://yenisafak.com.tr/resim/site/aliyev13001d4b72ff509acby.jpg


Şimdilik, şöyle bir gözlem yapabiliriz:

2009 Şubat ayından öteye Türkiye’yi “Ermenistan’la normalleşmek uğruna işgal altındaki Karabağ’ı gözardı etmek”le suçlayan İlham Aliyev, bu ithamını ve zaten diğer ithamlarını Türkiye’deki muhataplarının yüzüne, doğrudan yapmadı. Hep medya aracılığıyla iletti, kuşkularını, kızgınlıklarını.

Ortaya attığı iddiaların hiçbirini Türkiye ile görüşmeyen Aliyev, 5 Nisan’da Bakü’de topladığı Azerbaycan Milli Güvenlik Kurulu’nda önemli stratejik değişimlere gideceğini açıklamış, 16-17 Nisan tarihlerinde Moskova’da imzaladığı anlaşmalarlada “yeni tercihini” açık biçimde Rusya ile işbirliği ve stratejik ittifaktan yana koymuştur.

İkinci Aliyev (Birinci Aliyev Haydar olup, babasıdır...) Avrupa’nın Rusya’ya enerji bağımlılığını önemli ölçüde azaltacak olan Nabucco projesine gaz vermeyeceğini de ne hikmet ne tesadüf, Bakü’den değil, Moskova’dayken açıklamıştır!

Olayın Türkiye açısından garabeti de zaten böyle başladı: Geçen perşembe günü Cumhurbaşkanı Gül, Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev’e telefon ederek kendisiyle Nabucco projesinin Sofya toplantısında bir araya gelmek istediğini belirtti. Haber medyaya ulaşır ulaşmaz, TBMM’deki 23 Nisan resepsiyonunda gazetecilerle sohbet eden Başbakan Erdoğan, dereyi görmeden paçaları sıvayarak, gerçekleşeceğinden emin olduğu Gül-Aliyev görüşmesinin akışına göre Bakü’ye gidebileceğini açıkladı.

Oysa Aliyev, Sofya’daki toplantıya gelmedi bile...

Türkiye’nin Azerbaycan’ı kollamak için İlham Aliyev’i hoş tutma çabalarına karşın, ilgilinin Türkiye’ye yönelik başı sonu belirsiz, zaten Ermenistan’a karşı da işgal altındaki toprakları kurtarmak için bile olsa ortası boş bir politika izlediği, daha doğrusu iler tutar bir politikası olmadığı, salt bu manzaradan bile bellidir.

***

Azerbaycan Devlet Başkanı, Türkiye’ye sırtını dönmeye çoktan ve Moskova’da, Moskova’yla birlikte karar verdi.

Türkiye, Aliyev’i hoş tutarak yumuşatmayı umarsa, yanılır.

Yakın zamana kadar Ermenistan’ı “Rusya’nın forpostu” diye niteleyen Aliyev’in Rusya ile yakınlaşması şaşırtıcı olmadığı kadar, böyle bir yakınlaşmadan sonra Türkiye ile sıcak ilişkiler sürdüreceğini düşünmek de saflıktır.

Geçen ay, tam olarak 10 Mart’ta Tahran’da Hamaney ve Ahmedinecad’la görüşen Azerbaycan Devlet Başkanı, Ermenistan’a gözü gibi bakıp besleyen İran’ı en yakın dostu ve müttefiki ilan edebildi... Dolayısıyla, Ermenistan’la ilişkilerini normalleştirmeye girişen Türkiye’ye karşı aldığı tavır, elbette işgal altındaki Karabağ’a yönelik bir hassasiyetle açıklanamaz.

Ama Rusya’ya atılan İkinci Aliyev çıpasıyla açıklanabilir.

Bu nedenledir ki Türkiye’yi yönetenler, Aliyev’in peşinden koşmak yerine durup o nereye koşuyor bir bakmalı ve her şeyden önce başında bulundukları ülkenin itibarını, çıkarını, geleceğini, sonra da Aliyev’in hasbelkader başkan olduğu çileli Azerbaycan halkını düşünmelidirler.

Azerbaycan Türkleri bizim can kardeşlerimizdir, despotizmden ve despotlardan çekmedikleri kalmamıştır, onları Türkiye’den uzaklaştırıp “eski yörüngelerine” oturtmaya kalkan zihniyetle hiç de aynı fikirde değildirler!

İyi biliyorum, siz de emin olabilirsiniz.


Mine Gökçe Kırıkkanat- Vatan
--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Bakanlar Kuruluna Milli Görüş takviyesi


Erdoğan, neden Arınç, Ergin, Ergün ve Yıldız’ı kabineye taşıdı?

Şebnem HOŞGÖR / VATAN


ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan’ın aylardır beklenen kabine revizyonu nihayet gerçekleşti. Siyaseti, bürokrasiyi ve hatta TBMM’yi kilitleme noktasına gelen “revizyon” beklentisini kabinesindeki 17 ismi koruyarak “kısmen” karşılayan Erdoğan, devlet bakanlığı sayısını bir artırdı. Kabinede koltuk sayısı 26’ya yükselirken, biri parlamento dışından olmak üzere 9 yeni isim bakan oldu.

Kulislerde Erdoğan’ın bu değişiklikte, parti içi dengelerden çok dış dengeleri dikkate aldığı yorumu yapıldı. SP’nin son seçimde oyunu yükseltmesi ve Abdullatif Şener’in yeni parti kurma çalışmaları kabineye şekil veren iki ana faktör olarak yorumlandı.

9 Milli Görüşçü bakan

Kabineye yeni giren 9 isimden 4’ü; Bülent Arınç, Sadullah Ergin, Nihat Ergün ve Taner Yıldız Milli görüş kökenli isimler olarak dikkat çekti. AKP’nin Milli Görüş kanadında yer alıp, bakanlık titrini koruyan Ali Babacan, Faruk Çelik, Beşir Atalay, Binali Yıldırım ve Veysel Eroğlu ile birlikte kabinedeki “Milli Görüşçü” sayısı 9’a yükseldi. Milli Görüş’ü temsil eden Nihat Ergün ve Taner Yıldız ile birlikte kabineye “modern sakallı” iki isim de girmiş oldu. TBMM Başkanlığı dönemindeki sert çıkışlarıyla tanınan Arınç’ın Başbakan Yardımcısı olarak kabineye girmesi, muhafazakar kimliğin ön plana çıkartılmasının yanısıra, “Erdoğan’ın tek adam imajını törpüleme çabası” olarak da yorumlandı.

Koltuğu da kaybettiler

Erdoğan’ın revizyon listesini açıklarken, “Kabine dışında kalanlar başarısız, hatalı olarak yorumlanmasın” vurgulamasını yapmasına karşın, koltuklarını kaybeden bakanların çoğunun yerel seçimlerde bölgelerinde başarısız isimler olması dikkat çekti. Belediye başkanlığını DSP’nin aldığı Ordu Milletvekili Enerji Bakanı Hilmi Güler, CHP’nin ipi göğüslediği Antalya Milletvekili Adalet Bakanı M. Ali Şahin, CHP’nin belediye başkanlığını kazandığı Mersin Milletvekili Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, DTP’nin zaferini ilan ettiği Van Milletvekili Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ile DSP’nin Belediye Başkanlığı’nı aldığı Eskişehir Milletvekili Kemal Unakıtan kabine dışında kaldı.

‘Kazan-kazan’ politikası

Revizyon öncesi kulislerde Gül’ün, Atalay’ın İçişleri’nde ve Babacan’ın da Dışişleri’nde kalmasını istediği, Kayseri Milletvekili Taner Yıldız’ı da Enerji Bakanlığı için önerdiği, Erdoğan’ın ise Dışişleri Bakanlığı’na Prof. Davutoğlu’nu getirmek istediği konuşuluyordu. Atalay’ın yerini koruyup, Yıldız’ın Enerji Bakanlığı’na getirilmesi, buna karşılık Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı yapılması, Gül ile Erdoğan’ın revizyon pazarlığında “kazan-kazan” politikası yürüttükleri yorumlarına yol açtı.

Erdoğan beklendiği gibi kadın bakan sayısını artırdı. Ancak bakan olması beklenen Fatma Şahin’ in yerine, AKP Kurucu Kadın Kolları Başkanı, Denizli Milletvekili Selma Kavaf’ı tercih etmesine AKP’liler de “büyük sürpriz” dedi. Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ise Cumhuriyet tarihinin ilk kadın Milli Eğitim Bakanı oldu. Çubukçu’nun, 3 AKP hükümetinde de yer alan DYP kökenli Çelik’in yerini alması da ikinci sürpriz oldu. Bu arada ANAP kökenli Murat Başesgioğlu da gidenler arasında yer aldı.

YENİ BAKAN’A SAKAL SORUSU

Enerjİ ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na atanan Kayseri Milletvekili Taner Yıldız, TOBB’un resepsiyonuna katıldı. Yıldız, resepsiyonda bir gazetecinin, “Kabinenin sakallı bakanı sizsiniz. Sakalınızı kesmeyi düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine gülümseyerek, “Öyle bir gündem yok... Gündem enerji” yanıtını verdi.


--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Kocaeli Fotoğrafları





İzmit Saat Kulesi


İstasyon



Tren


Yahyakaptan yürüyüş yolunda laleler


Yahyakaptan yürüyüş yolu


Maşukiye'den Doğa ve Kiraz


Maşukiye'den kiraz


Sapanca Gölüne Bakış


İhsaniye'den Manzara


Dilovası'ndaki Diliskelesi tren istasyonu


Fevziye Camii


Yuvacık


Yuvacık


Ayıtepe'den Görünüm


Kent Ormanı


Kartepe Yolu


Kartepe, Telesiyej


Kartepe


Kartepe


Kartepe


Kartepe


Kartepe'den İzmit'e Bakış


Kartepe


İzmit Körfezi


Sekapark


Saray yokuşu


Fevziye Camii


Fevziye Camii


Adnan Menderes Köprüsü


Sekapark


Sekapark


Harikalar Sahili


Sekapark


Sekapark


Fethiye Caddesindeki havuz


Harikalar Sahili


Eskihisar


17 Ağustos 1999


Sekapark


Eski Tren Garı ve Vagon Cafe


Balıkçı


Sekapark


Eski Tren Garı


Ulaşlı Saklıgöl


Ulaşlı Saklıgöl


Yuvacık


Kartepe


İzmit Evleri


Akmeşe


Temizlik zamanı


Laleler


Arı ve Laleler


Lale


Ayçiçeği


Kumru



Tahtalı Göleti


Gayret Müze Gemisi - İzmit


Değirmendere



Balıkçı Barınağında bir tekne


Balıkçı Barınağı


Karamürsel sahili



Kerpe Kartalkayalar



Yuvacık



İskele


İzmit Saat Kulesi


Fevziye Camii


Fevziye Camii


Kartepe


Kartepe


Sekapark

Yayla Evleri


Sekapark


Marina


Sahildeki bank


Sekapark


Sekapark


Körfezde Gün Batımı


Kuzu Yayla



İzmit Körfezi


Sekapark



İzmit Marina


 İzmit Marina


İzmit Marina


İzmit


Körfez
 
 

İzmit



Meyve Bahçesi


Yeniköy


Değirmendere Sahili


Sapanca Gölü


Fotoğrafçı



Ortancalar



Yuvacık


Kent Ormanı


Eski Tren Garı


Ereğli'den eski ama renkli evler


Ereğli


İzmit Marina


Marinada Gün Batımı


Marinada Gün Batımı


Orhan Mahallesi'nden Gün Batımı



İzmit'te Kış


İzmit


İzmit


Değirmendere


Değirmendere


Değirmendere


Değirmendere


İzmit


İzmit


İzmit


İzmit


Değirmendere yakasından gece manzarası


Değirmendere'de belediyeye giden yol


Değirmendere  Belediyesi'nin kullandığı tarihi yapı


Fethiye Caddesi'ndeki havuz


Orhan Camii


İzmit


İzmit Marina


Derince


İzmit Marina


Harikalar Sahili


Kocaeli Gece Manzarası


Kocaeli Gece Manzarası Orhan Camii




"NE ISTERSEN ONU YAP! AMA ALLAH'IN HER ZAMAN SENIN YANINDA HAZIR VE NAZIR OLDUGUNU HIÇ UNUTMA!"



--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "Zahidan" grubu.
 Bu gruba posta göndermek için , mail atın : zahidan@googlegroups.com
 Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: zahidan+unsubscribe@googlegroups.com
 Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com/group/zahidan?hl=tr adresinde
bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---




--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Erbakan, İran'daki temasları çerçevesinde bugün Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ile Cumhurbaşkanlığı sarayında bir araya geldi.

Erbakan, İran'daki temasları çerçevesinde bugün Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ile Cumhurbaşkanlığı sarayında bir araya geldi.

Basın mensuplarının görüntü almasının ardından Erbakan-Ahmedinejad görüşmesinin basına kapalı devam ettiği belirtildi.

Kum kentinde de temaslarda bulunan Erbakan, Uzmanlar Meclisi ve Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Başkanı Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Dışişleri Bakanı Menuçehr Mutteki, Meclis Başkanı Ali Laricani, Yargı Erki Başkanı Ayetullah Mahmud Haşimi Şahrudi ile de ayrı ayrı bir araya gelmişti.

Erbakan'ın ayrıca bazı üniversite ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldiği bildirildi.

Görüşmelerde Türkiye-İran ilişkileri, bölgesel ve uluslararası gelişmeler konusunda görüş alışverişinde bulunulduğu kaydedildi.

Erbakan'ın, dini lider Ayetullah Ali Hamaney ile de görüşmesi planlanıyor.

Siyasi yasağının kalkmasının ardından İran İslam Cumhuriyeti'ne bir ziyarette bulunan Milli Görüş Lİderi ve Eski Başbakan Necmeddin Erbakan, İran Meclis Başkanı ile görüşme sırasında İran İslam Cumhuriyeti ve İslam Devrimi'ni takdirle anarak, dünya müslümanları arasında vahdetin sağlanmasının önemine vurgu yaptı.


ERBAKAN HOCA'NIN İRAN GEZİSİNDEN KARELER İÇİN TIKLAYINIZ

Fars haber ajansının haberine göre, Perşembe günü İslami Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani ile görüşmesi sırasında, İslam İnkılabı'nın çağımızın en önemli bir olayı ve gerçeği olduğuna dikkat çekip, İslam Cumhuriyeti'nin dünya müslümanları arasında vahdet ve dayanışmanın sağlanmasında çok önemli bir rol üslendiğini söyledi.

Görüşme sırasında uluslararası ve bölgesel gelişmelere dikkat çeken Necmeddin Erbakan "Bugün İslam ülkelerinin ihtiyaç duyduğu en önemli şey İslam dünyasında yakınlaşma ve beraberliği güçlendirmektir. İran ile Türkiye arasındaki işbirliği bu noktada dikate değer bir rol üslenebilir" dedi.

İran ile Türkiye arasındaki uzun geçmişe dayanan dostça ve kardeşçe ilişkilere dikkat çeken Erbakan, imi ülke arasındaki kaydedeğer münasebetlerin daha da bereketli kılınması ve derinleştirilmesi gerektiğini vurguladı.
 
Gelişme ve kalkınmanın önemine vurgu yapan Necmeddin Erbakan "iki ülke arasında ilişkiler, özellikle de enerji alanındaki ilişkiler çok önemlidir" dedi.

İslami Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani Prof. Dr. Necmeddin Erbakan'ın konuşmalarına teşekkürlerini sunarak, Erbakan'ın Ankara ile Tahran arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve canlandırılması için sergilediği çabalardan dolayı takdirlerini bildirdi.Ajans5- M

--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Fwd: [namaz en büyük zamandır] RE: Günlük Hadis (Kişinin ailesine verdiği herşey sadakadır ...)



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Ebrar DİDE <ebrar_dide@hotmail.com>
Tarih: 18 Nisan 2009 Cumartesi 20:21
Konu: [namaz en büyük zamandır] RE: Günlük Hadis (Kişinin ailesine verdiği herşey sadakadır ...)
Kime: Ebrar <ebrar_dide@hotmail.com>




Resûlullah Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:

"Adamın ailesine verdiği bütün şeyler birer sadakadır."

(İmam Ahmed)

---

"Bir adam karısına su bile içirse, sevap kazanır."

(Taberani, Ahmed)

---


Bu mealdeki hadislerde, ailesinin geçimini sağlamak için çaba sarfeden kocanın veya babanın, yaptığı bütün çalışmalarının sadaka hükmünde olduğuna işaret vardır.
Resulullah.org



www.resulullah.org sitesinden gelen ileti.
 
Alemlerin efendisi Hz.Muhammed (sav) efendimize salâtu selam ile... Rabbime emanet olunuz Selam ve Dua ile.. Ebrar 



Diğer Windows Live™ özelliklerine göz atın. Sadece e-posta iletilerinden daha fazlası
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
                        Allahümme inneke afüvvün tuhibbul affe fağfuanna.
    (.......YA RAB sen affedicisin, affetmeyi seversin, ne olur bizleri de affet.......)
'''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''

Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "namaz
en büyük zamandir" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın :
namaz-en-buyuk-zamandir@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin:
namaz-en-buyuk-zamandir-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için,
http://groups.google.com.tr/group/namaz-en-buyuk-zamandir?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---





--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

yeni bir cemaat ve azizesi






Yeni Bir Cemaat ve Azizesi
 
 
Ahmet Turan ALKAN  -
 
 
Ahmet Turan Alkan
 
Ergenekon sanıklarını savunmakla görevli medyada bâriz bir sevinç havası gözleniyor, "Oh oldu; bu defa baltayı taşa vurdu savcılar" diye neredeyse oynamadıkları kaldı.
Bayan Saylan'ın evinin aranması, aylardan beri ilk defa darbesever gazeteci takımına minik de olsa bir nefeslenme imkânı verdi; bugünlerde alayı birden o gediğe hücum ediyorlar. İlk defa psikolojik üstünlük kurmanın hazzını yaşıyor, fırsattan istifade müthiş bir güç gösterisi yapıyorlar. Sovyetler Birliği yıkılmadan önce her sene Sovyet Ordusu'nun Kızıl Meydan'da düzenlediği askeri resm-i geçite benzer bir güç gösterisi... "Bakın, yalnız değiliz, şunumuz da var, bunumuz da var, vb..."
Ne kadar daralıp bunaldıklarını çıkarabiliyoruz bu cephe dayanışması gösterisinden; ne var ki, büyük risk alıyorlar. Bayan Saylan'ın evinin niçin arandığını, hangi suçla itham edildiğini, hatta itham edilip edilmediğini bile bilmiyoruz; belki sadece soruşturma genişletmek için bilgi edinmeye ihtiyaç duyuldu, bunu bilecek durumda değiliz ama Bayan Saylan etrafında bambaşka bir "Rahibe Teresa" imajı oluşturmaya gayret edenlerin biraz fazlaca risk üstlendikleri de ortada. Yeni bir "bizburadakaç kişiyiz" atılımı bu; bilemiyoruz, tahmin ediyoruz.
Bayan Saylan'ın başkanı olduğu vakıf, daha çok öğrenci bursu faaliyeti ile öne çıkıyor. Geçenlerde DMG'nun bir kanalındaki haber bülteninde Mehmet Ali Birand, seyircilere hitaben ağlamaklı bir dille, "70 milyon liraya ihtiyacımız var; mühim bir meblağ değil, isteseniz hemen toparlayabiliriz" gibi hissi cümleler kurarak yeni bir yardım kampanyası başlattı; devamı da gelecekmiş. Allah hayır sahiplerinden razı olsun. Eğitim meselesinin desteklenmesi hayırhah bir iştir. Nitekim Milliyet gazetesi gazete görüşünü bildiren dünkü imzasız başyazıda özetle diyor ki: "Son gözaltı dalgası ağırlıklı olarak eğitimcileri ve gönüllü faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile bağışta bulunan hayırsever vatandaşlarımızı hedef aldı. Eğitim, dünyanın her yerinde kutsaldır; eğitimi sekteye uğratan her faaliyet tepki çekmeye mahkumdur.? Son dalganın yarattığı en büyük rahatsızlık, hayatını yalnızca başka insanların iyiliğine vakfetmiş Prof. Türkan Saylan gibi gerçek bir kahramana yapılanlardır. "
Aynen katılıyorum; acaba Milliyet gazetesi, şu ibarede kasdettikleri kurum ve şahısların ad değişikliğine uğraması halinde aynı vâveylâyı koparır mıydı şüpheliyim ama!
Mesela şöyle bir cümle: "hayatını yalnızca başka insanların iyiliğine vakfetmiş Fethullah Gülen gibi gerçek bir kahraman..."
Buyrunuz size samimiyet testi. Eğitimse eğitim, gönüllülük ise gönüllülük; fark var mı arada?
"Aa, onlar F Tipi cemaat ama" itirazlarını duyar gibi oluyorum. Bayan Saylan'ın hayır teşkilâtı da Üstad Weber'in Cemiyet tipolojisine tastamam uyan bir "community"dir neticede. "Ama bu dinî bir cemaat değil ki, laikiz biz ayol" itirazlarını ciddiye almamak zorundayım, zira Bayan Saylan'ın kerrât ve iftihâr ile "Şeriata karşı" olduklarını beyan etmesi, o vakfı, Hilmi Yavuz'un tâbiriyle "tastamam" bir dinî cemaat yapar. Niçin diyeceksiniz, çünkü "Şeriat", teknik itibarla İslâm Fıkhı'nın özel ismidir. Bayan Saylan, şeriat hususundaki münâferetini, diğer dinlere teşmil etmek gibi bir gayret göstermiyor; o, hassaten İslâm şeriatına karşıdır ve bu tutumuyla o pekâlâ "dinsel", hatta bana göre "tinsel" bir tutum sergileyerek kendini angaje etmiştir. Bir dinin hukukuna karşı olmak, tersinden bir dinî vaziyet alıştır. Yanlış düşünüyorsam, kendisi düzeltsin.
Kaldı ki Bayan Saylan'ın -kendisi farkında olmasa da- "dinsel bir cemaatin tinsel bir lideri" olmak hakkı vardır; hattâ ve hattâ başörtüsüyle okumak isteyen kızları bilinçli bir ısrar ve nefretle, "Teyze bizi okula gönder" kampanyası dışında tutup, onları okullarda görmek istemeyecek derecede negatif ayrımcılık yapıyor olsa bile.
Zira bu bayan, kendisini mistik bir dille savunmaya kalkışan belkemiksiz köşeci esnafının çoğundan çok daha mert görünüyor bana.







--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu

Fwd: [namaz en büyük zamandır] Alemlerin Efendisine salâtu selam (asm) ile ... Hayırlı Cumalar :)



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Ebrar DİDE <ebrar_dide@hotmail.com>
Tarih: 17 Nisan 2009 Cuma 12:13
Konu: [namaz en büyük zamandır] Alemlerin Efendisine salâtu selam (asm) ile ... Hayırlı Cumalar :)
Kime: Ebrar <ebrar_dide@hotmail.com>



El Ahzab Sûresi 56. ayet-i kerimede Allah-ü Teâlâ buyurmaktadır ki;  "Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler, O' nu överler. Ey iman edenler! Siz de O'nu övün ve O'na salât ve selam edin, O' na gönülden teslim olun."

 

    Alemlerin Efendisine salâtu selam (asm)  ile ... 

 

Esselatu vesselamu aleyke Ya Resulullah
Esselatu vesselamu aleyke Ya Habiballah
Esselatu vesselamu aleyke Ya Seyyide evvelin vel ahirin

 

* [Haftanın duası]  :  Ey, bir belaya maruz kaldıklarında sabırları, lutfedilen nimetler karşısında da şükürleri pek az olan biz zayıf ve çaresiz kulların Rabb'i!  Dünyanın feci ve korkutan hadiseleri ve dehrin musibetleri karşısında bize inayet eyle; fesatçıların şerlerinin bize ulaşmasına mani ol. Şer güçlerin şerlerinden bizleri muhafaza eyle. Efendimiz Hazreti Muhammed'e, aile fertlerine ve bütün ashabına salât ü selam ederek bunları Senden dileniyoruz, Rabb'imiz...    amin.. amin...amin...

 

* [Sözün Özü] :  İnsanlık, duânın ne demek olduğunu, duâ etmenin âdâbını ve duânın, insana maddî-manevî kazandırdıklarını görmek istiyorsa, Resûlullah'ın hayatına baksın!  O, duâlarını hayatının içine paylaştırmış ve hep bu nurdan kristaller üzerinde yürümüştür. Duâ, O'nun dudaklarından eksik olmayan virdi, gönlünde tütüp duran âh u efganıydı. O, bir an dahi duâsız olmamış, dudaklarını ıslatan bu kevser dolu kadeh, hiçbir zaman elinden düşmemişti.

 
*
http://www.zaman.com.tr/ sitesinden alıntı.





 

 
Kürsü

40 hadis ezberlemek, O'na en güzel hediyedir
Edebiyatımızda gül, Sevgili'nin, İnsanlığın İftihar Tablosu'nun remzidir. Rivayet olunur ki, Mi'rac Gecesi, Allah Resûlü'nün (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) mübarek terleri yeryüzüne düşmüş ve düştüğü yerde de kırmızı gül bitivermiştir.
Halk arasında böyle bilinmiş ve inanılmıştır. Bu rivayetin aslı varsa, şahsen böyle bir şeyin olabileceğine inanırım; Efendimiz'in terinden değil gül bitmesi, ırmaklar bile fışkırabilir; ama aslı yoksa o türlü şeylere bir keramet elbisesi giydirmemek lazım. Fakat o rivayetin aslı olsa da olmasa da, Mevlid Kandili'nde Müslümanların gül hediye etmelerinin altında "Gül, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) teridir." anlayışı olduğunu zannediyorum. Şahsen, bu şekilde gül dağıtılmasına bütün bütün karşı değilim ama meseleyi "zeytin dalına karşı gül" şeklinde ele alarak bir reaksiyon haline getirmeyi de uygun bulmuyorum.

Kanaat-i acizanemce, meseleler reaksiyona bağlanmamalı, başka ve yeni şeyler bulunmalı. Asıl itibarıyla taze ve diri olan meseleleri üslupsuzluğa kurban vermemek için alternatif espriler ortaya koymak gerekir. Mesela; Efendimiz'e arz edebileceğimiz en güzel hediyeler, aynı zamanda bizim için de şefaat vesilesi olan salât ü selamlardır ya da O'nun mübarek sözlerini öğrenip başkalarına da öğretmektir. Bir yerde arkadaşlarımızın yaptığı gibi, "cevâmi'ül-kelim"den kırk kadar hadis-i şerif seçilip kitapçık halinde veya küçük kartlara yazılmış olarak hediye edilebilir. Bu sene şu hadisleri seçersiniz; gelecek sene de bir başka kırk hadisi hediye edersiniz. Onları verirken de "Bu armağanı vermemizin bedeli, bir sene içinde bu kırk tane hadisin ezberlenmesidir." dersiniz. Böylece, her sene, her ay, her gün yepyeni olan İnsanlığın İftihar Tablosu için taptaze hediyeler sunmuş olursunuz.

Evet, gül dağıtmanın tamamen karşısında olduğumu söylemek istemiyorum; fakat onun reaksiyoner bir tavır olduğunu da ifade etmeliyim. Gül verme ve zeytin dalı uzatma gibi şeyler İslâm kültüründe yoktur. Bizim kültürümüzün temel kanakları Kitap, Sünnet, icma-yı ümmet ve kıyas-ı fukaha gibi esaslardır. Bizim, bunlara bakmamız ve bunlarla işaret edilen yollarda yürümemiz gerekir. Yoksa yapıp ettiklerimiz kendi yakıştırmalarımız olmaktan öteye geçemez.

* http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=838284&title=40-hadis-ezberlemek-ona-en-guzel-hediyedir sitesinden alıntı.
 
Kürsü
Mevlit okuyan da sohbet eden de samimi olmalı
Allah Resûlü'nün (aleyhissalâtü vesselam) doğumu ve yeryüzünü şereflendirmesi insanlığın yeniden dirilişi sayılır; O'nun doğduğu gün de bizim için bir kutlu bayramdır.

Çünkü biz, Rabb'imizi O'nunla tanıdık. Nimete minnet ve şükran duygusunu O'ndan öğrendik. Yaratan ve yaratılan arasındaki ilişkileri, kul ve Mâbud münasebetlerini O'nun mesajlarıyla duyup anladık. Bu sebeple getirdiği mesaj vesilesiyle bütün varlığın çehresine nur saçan, nazarları ahiret yamaçlarına çevirerek topyekün insanlığa Cennet ve Cehennem'i tanıtan ve ebedî saadet yollarını aydınlatan Allah Resûlü'nün (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) doğumu, bütün insanlığın ve kâinatın bayramıdır.

Fakat acaba biz, "Kutlu Doğum" dediğimiz mevlid-i şerifi, O'nunla irtibatımızı ortaya koyma adına gerektiği gibi değerlendirebildik mi? Zannediyorum, bu sorulara "evet" cevabı vermemiz zordur. Gerçi, şimdiye kadar, merasim türünden çok mevlit okumuş/okutmuşuzdur; birkaç ses sanatkârı ve birkaç ilâhîci ile o geceye bir nağme katmışızdır; birkaç paket lokum ve birkaç şişe gülsuyuyla gönüller almışızdır ama maalesef bunlar kat'iyen O'nun büyüklüğüne yaraşır şekilde ve O'na karşı, sevgi, vefâ, sadakat duygularını coşturacak seviyede olmamıştır.

Mevlid programları son senelerde "Kutlu Doğum Haftası" adı altında yapılsa da aslında yeni değildir ve menşei çok eskilere dayanmaktadır. Peygamber Efendimiz'i övmek ve O'nun şefâatine nail olmak maksadıyla Resûl-i Ekrem hayattayken bile şiirler yazılmış, kasideler söylenmiştir. Meselâ Ka'b b. Züheyr, İnsanlığın İftihar Tablosu'nun huzurunda O'nu övmüş ve Allah Resûlü tarafından tebrik edilmiş, teşvik görmüştür. Hassan bin Sabit de şiirleriyle iltifata mazhar olmuştur. İmam Busayri'nin Kaside-i Bür'e adlı aşk ve heyecan dolu şiiri de elden ele, dilden dile dolaşmıştır.

Daha sonraki dönemlerde de, Müslüman şairlerin hemen hepsi na'tlar yazmışlardır. Fuzulî, Nefî, Naîmî, Nâbî, İshak Efendi ve Şeyh Galip na't denince ilk akla gelen Peygamber âşıklarıdır.

O'nun Şeydaları!..

Bildiğiniz gibi, mevlidlerin Türkçede en meşhur olanı Süleyman Çelebi'nin "Vesiletü'n-Necât" adlı eseridir. Süleyman Çelebi, Yıldırım Beyazıt zamanında Divan-ı Hümayûn hocası olmuş, sonra da Bursa Ulu Camii'nde imamlık yapmış bir hak dostudur. Bediüzzaman hazretleri, "Cenâb-ı Hak bu âdeti ebede kadar devam ettirsin ve Süleyman Efendi gibi Mevlid yazanlara rahmet etsin, yerlerini Cennetü'l-Firdevs yapsın." demiştir.

Bütün bunlardan hareketle, Mevlid ve Mi'raç gibi vesilelerle Efendimiz'i bir kere daha ve daha engince yâd etmenin mahzuru olmadığı anlaşılıyor. Çünkü bütün bunlar formül olarak ortaya konmamışsa da hepsinin aslı dinde vardır. Cenâb-ı Hakk'ı zikir ve O'na hamd ü senâ; Peygamber Efendimiz'i yâd etme ve O'na salât ü selam imanın gereğidir.

Ne var ki, bu güzel âdette işi ticarete dökmemek, gırtlak ağalığı yapmamak, riya ve süm'alara girmemek çok önemlidir. Allah'ı ve Efendimiz'i anma mevzuunda samimi olmaya çok dikkat etmek lazım. Bir insan, Cenâb-ı Hakk'ı andığında gözleri gerçekten yaşarmadığı ve burun kemikleri dahi sızlamadığı halde,

"Her kaçan anarsam seni, kararım kalmaz Allah'ım

Senden gayrı gözüm yaşın, kimseler silmez Allah'ım" (Yunus Emre) der ve riyakârlıklara, yalanlara girerek Efendimiz'e ait bazı günleri tes'îd etmeye kalkarsa, Allah'a karşı yalan söylemiş; Allah Resûlü'ne de saygısızlık yapmış olur. İnsan, içinden gelmeyen şeyi söylememeli; mutlaka bir şey söyleyecekse, kalbinin sesine tercüman olmalı, hislerinde mâkes bulmuş şeyleri ifade etmeli. Şuurundan vize alamamış sözleri gün yüzüne çıkarmamalı; riyakârlık ifade eden sesleri sineye gömmeli ve asla kimseye duyurmamalı.

Üslup ve muhtevada da yenilik olmalı

Ayrıca, o tür programlarda seslendirilecek ilahi ve kasidelerde de bir zenginliğe ihtiyaç var. Sadece Yunus Emre'yle yetinme, yalnızca Niyaz-ı Mısrî'ye takılıp kalma da o mübarek toplanmaları matlaştırır. Aynı ifadeleri aynı üslup içerisinde tekrar edip durma ve bu şekilde bir araya gelmiş olma marifet değildir; asıl mesele, Efendimiz'in viladetini gerçek bir bayram olarak duyma ve duyurma; O'na vuslat duygusuyla dolma ve gönüllerde O'nun vuslatına iştiyak uyarma; dua ederken de aynı coşkuyla el kaldırma ve kalblerin bamteline dokunma.. nihayet, insanlarda bir heyecan tufanı oluşturma ve Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) o an gökten iniyormuş gibi bir ruh haleti hasıl etmektir. Hani Arif Nihat Asya der ya;

"Gel, ey Muhammed, bahardır...

Dudaklar ardında saklı

Aminlerimiz vardır!..

Hacdan döner gibi gel;

Mi'raç'tan iner gibi gel;

Bekliyoruz yıllardır!"

İşte, öyle yeni bir ses olmalı, bambaşka bir soluk ve derin bir heyecanla program ortaya konmalı; nihayet, orada hazır bulunanlar gönülden yakarışa geçmeli ve "Mi'raç'tan iner gibi gel; bekliyoruz yıllardır!" demeli.

Diğer önemli bir husus da, bu programların aynı zamanda bir mesaj vermeye matuf olmasıdır. Bu vesileyle sadece sesi ve nefesi gür, ilmi derin kimselere değil, aynı zamanda kalbî heyecanları coşkun ve gönlündeki Peygamber sevgisi engin insanlar bulunup onlara söz hakkı verilmeli. O insanlar da, öyle mübarek bir program için çok ciddi ön hazırlıklar yapmalı, gönüllerini ortaya koymalı ve konuşurken bile o işin hakkını verememe mahcubiyetiyle M. Akif gibi,

"Perişan sözlerimden bıkma, hoş gör, ya Resûlallah,

Kulun şeydâdır amma, açtığın vadide şeydâdır!" deyip inlemeliler. Ya da İslam'ın garipliğini ve ümmetin kimsesizliğini vicdanlarında duyup o Muzdarip Şair'in "Pek Hazin Bir Mevlid Gecesi"ndeki yanık nağmeleriyle Cenab-ı Hakk'ın dergahına yönelmeliler:

Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed.

Aylar bize hep Muharrem oldu!

Akşam ne güneşli bir geceydi...

Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu!

Âlem bugün üç yüz elli milyon

Mazlûma yaman bir âlem oldu:

Çiğnendi harîm-i pâki şer'in;

Nâmûsa yabancı mahrem oldu!

Beyninde öten çanın sesinden

Binlerce minâre ebkem oldu

Allah için, ey Nebiyy-i ma'sum,

İslam'ı bırakma böyle bîkes,

Ümmeti bırakma böyle mazlum.

ÖZETLE

1- Allah Resûlü'nün doğumu ve yeryüzünü şereflendirmesi insanlığın yeniden dirilişi sayılır; O'nun doğduğu gün de bizim için bir kutlu bayramdır.

2- Acaba biz, "Kutlu Doğum" dediğimiz mevlid-i şerifi, gerektiği gibi değerlendirebildik mi? Zannediyorum, bu sorulara "evet" cevabı vermemiz zordur.

3- İnsan, içinden gelmeyen şeyi söylememeli; şuurundan vize alamamış sözleri gün yüzüne çıkarmamalı; riyakârlık ifade eden sesleri kimseye duyurmamalıdır.

* http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=838283&title=mevlit-okuyan-da-sohbet-eden-de-samimi-olmali sitesinden alıntı.
 
Alemlerin efendisi Hz.Muhammed (sav) efendimize salâtu selam ile... Rabbime emanet olunuz Selam ve Dua ile.. Ebrar



Diğer Windows Live™ özelliklerine göz atın. Sadece e-posta iletilerinden daha fazlası
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
                        Allahümme inneke afüvvün tuhibbul affe fağfuanna.
    (.......YA RAB sen affedicisin, affetmeyi seversin, ne olur bizleri de affet.......)
'''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''''

Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "namaz
en büyük zamandir" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın :
namaz-en-buyuk-zamandir@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin:
namaz-en-buyuk-zamandir-unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için,
http://groups.google.com.tr/group/namaz-en-buyuk-zamandir?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---





--

DaLgacı
                                       ÜnaL ÇuLcu
 
Photo 1 of 139

Windows Media Player

Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
         
June 10
mehmet içliwrote:
 

 

Lay Down... Enjoy Your Weekend!

HAYAT BU MU?

 

SEVMEK BU KADAR ACIYSA
ELİNDEN BİRŞEY GELMİYORSA
ONSUZ YAŞAMAK SANA HARAMSA
YÜREĞİNE AKIT GÖZYAŞLARINI

 
DÜNYA ONSUZ DÖNMÜYORSA
HAYAT SANA ÖLÜM GELİYORSA
GÖZLERİN HEP ONU ARIYORSA
GÖM KALBİNE SEVDANI

 

HAYAT SANA ACI VERİYORSA
GÖZLERİN YAŞLA DOLUYORSA
YÜREĞİN İÇİNİ ACITIYORSA
YAŞAMAK DENİR Mİ BUNA ???

 

Image Hosted by ImageShack.us 

 
 
Ayrılık

 

Sessiz köşelerin arkadaşı ayrılık
Karanlık gecelerin sırdaşı ayrılık
Umutsuz kişilerin yoldaşı ayrılık
Ayrılmaz ayrılık, sadıktır sevdiğine
 
Anlamsız cümlelerin öznesi ayrılık
Zamansız bitişlerin gözdesi ayrılık
Oransız sevmelerin yüzdesi ayrılık
Ayrılmaz ayrılık, sadıktır sevdiğine
 
Zamansız ölüm kadar yakındır ayrılık
Hücum sözüyle kalbe akındır ayrılık
Kaşındıkça kanayan acındır ayrılık
Ayrılmaz ayrılık, sadıktır sevdiğine
 
Doğduğun gün yazılan kaderdir ayrılık
Nöbetini bekleyen askerdir ayrılık
En beterinden bile beterdir ayrılık
Ayrılmaz ayrılık, sadıktır sevdiğine

 

FVUJ2u647027-02.jpg picture by florzinha_03    

 CLUB MEHMET 

mehmeticli358@msn.com 

img102/4568/barras50gw8.gif 
LÜTFEN ALINTI YAPMAYINIZ 

Image and video hosting by TinyPic 

ELAZIĞ

 
Nov. 6
ÇAĞRIwrote:

boykot7za

Oct. 9
ihsan karasuwrote:
Kardeş süper bir Spaces yapmışsın bravo yani muhteşemsin yani bende böyle bir şey yapmak isterim bana yardımcı olursan tabiki.
Aug. 27
esrefwrote:
s.a kardeşim  spacen çok güzel olmuş bu ülkede senin gibi benim gibi milli görüşçüler oldugu sürece bu vatan elden gitmez konuşmak sohbet etmek istersen ekle o.bir.hayin@hotmail.com
July 1
CANSUYUwrote:
yeni bir dünya için...
Apr. 17
 
Gülmeler,ağlamada gizlidir

(...) kaza ve kaderden gelen her silleye her cefaya razı olmamız gerekir.
Gönül bağdır,göz buluta benzer.Bulut ağladı mı bağ güler,neşelenir,hoş bir hale gelir.
Kıtlık yılında gülüp duran güneşin yüzünden bağlar,bahçeler ölüm haline gelir,can çekişirler.
Allah'ın "çok ağlayın!" emrini okumuşsunuzdur.Peki ne diye pişmiş kelle gibi sırıtıp kaldın ya!
Mum gibi daima gözyaşı dökersen, onun gibi evi aydınlatmış olursun
Ey sersem sersem gülüp duran! Gülmenin zevkini gördün, bir de şeker madeni (gibi olan) ağlamanın zevkini seyret!
Seni cehennem ağlatırsa onu anmak,sana cennetten hoştur.
Gülmeler,ağlamalarda gizlidir.Ey temiz ve saf kişi!Defineyi yıkık yerlerde ara.
Zevk gamlardadır.Onların izini kaybetmişler,Ab- hayatı karanlıklara çekip götürmüşlerdir.
İbret gözünü dört aç.Sevgilinin iki gözünü de kendi gözlerine dost et.
Kur'an'dan "Onlar,işleri danışarak yaparlar" ayetini oku.Sevgiliyle dost ol;nazlanarak of deme.
Dost,yolda arkadır,sığınaktır.İyice bakarsan görürsün ki yol,sevgiliden ibarettir.
Dostlara,sevdiklerine ulaştın mı sus,otur.O halkaya kendini yüzük taşı yapmaya kalkışma.
Varını yoğunu sükut diyarına çek.Nişan arıyorsan kendini nişane yapmaya kalkışma.
Peygamber "bil ki karanlıkta yıldızlar nasıl yol gösterirse, dostlar da elemler, sıkıntılar denizinde öyle yol gösterirler." buyurdu. Gözünü yıldızlara dik, yol ara! Söz bakışı bulandırır;sus,söyleme!


Mevlana Celalettin Rumi
Bütün eserleri (seçmeler) kitabı'ndan alıntıdır.
 
Selam ve dua ile...
Feb. 14